PRAKSİSAnasayfaPRAKSİS TVGaleriAramaÜye ListesiSSSKayıt OlGiriş yap
En son konular
» MISIR'DA NELER OLDU?
Paz Şub. 27, 2011 10:41 pm tarafından olric

» 2010 YILININ EN İYİ 10 FİLMİ!!!
Perş. Ara. 30, 2010 10:42 am tarafından olric

» ALSANJACK - Çisem ERKAYA
Ptsi Ara. 27, 2010 2:18 pm tarafından olric

» Iraklıları insan olarak görmüyordum
Salı Ara. 21, 2010 11:31 am tarafından olric

» RANDEVU İSTANBUL FİLM FESTİVALİ..
Ptsi Ara. 20, 2010 11:03 am tarafından olric

» İnsan Hakları Belgesellerinde Rachel...
Çarş. Ara. 15, 2010 11:23 am tarafından olric

» ALAVARA
Ptsi Ara. 13, 2010 10:48 am tarafından yoldaş

» NEFRET SUÇLARINA KARŞI BULUŞUYORUZ...
Ptsi Ara. 13, 2010 10:30 am tarafından yoldaş

» rockmanifesto - küçük iskender
Çarş. Ara. 01, 2010 11:53 pm tarafından yoldaş

Similar topics
    PRAKSİS HABER LİSTESİ
    Click to join gencpraksisdergisi

    Genç Praksis Dergisi haber listesine gitmek için tıklayın!

    EMEK HABERLERİ

    Paylaş | 
     

     Nazım Hikmet Şiirleri

    Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
    YazarMesaj
    briseis
    Yazar
    avatar

    Mesaj Sayısı : 7
    Yaş : 25
    Puan : 0
    Kayıt tarihi : 05/10/08

    MesajKonu: Nazım Hikmet Şiirleri   Perş. Kas. 13, 2008 6:27 pm


    Güzel Günler Göreceğiz
    Güzel günler göreceğiz çocuklar
    Motorları maviliklere süreceğiz
    Çocuklar inanın, inanın çocuklar
    Güzel günler göreceğiz, güneşli günler
    Motorları maviliklere süreceğiz
    Hani şimdi bize
    Cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
    Yalnız cumaları, yalnız pazarları
    Hani şimdi biz
    bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
    Işıklı caddelerde mağazaları,
    Hani bunlar
    77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
    Hani şimdi biz haykırırız
    Cevap:
    Açılır kara kaplı kitap: Zindan
    Kayış kapar kolumuzu
    Kırılan kemik, kan
    Hani şimdi bizim soframıza
    Haftada bir et gelir
    Ve, çocuklarımız işten eve
    Sapsarı iskelet gelir
    Hani şimdi biz
    İnanın, güzel günler göreceğiz çocuklar
    Güneşli günler göreceğiz
    Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
    Işıklı maviliklere süreceğiz
    Çocuklar inanın, inanın çocuklar
    Güzel günler göreceğiz güneşli günler
    Motorları maviliklere süreceğiz
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    briseis
    Yazar
    avatar

    Mesaj Sayısı : 7
    Yaş : 25
    Puan : 0
    Kayıt tarihi : 05/10/08

    MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet Şiirleri   Perş. Kas. 13, 2008 6:29 pm

    HÜRRİYET KAVGASI
    Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,
    dalga dalga aydınlık oldular,
    yürüdüler karanlığın üstüne.
    Meydanları zaptettiler yine.
    Beyazıt'ta şehit düşen
    silkinip kalktı kabrinden,
    ve elinde bir güneş gibi taşıyıp yarasını
    yıktı Şahmeran'ın mağarasını.
    Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
    Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
    Safları sıklaştırın çocuklar,
    bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    Misafir
    Misafir



    MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet Şiirleri   Cuma Kas. 14, 2008 9:33 pm

    BELKİ BEN...
    Belki ben
    o günden
    çok daha evvel,
    köprü başında sallanarak
    bir sabah vakti gölgemi asfalta salacağım.
    Belki ben
    o günden
    çok daha sonra ,
    matruş çenemde ak bir sakalın izi
    sağ kalacağım...
    Ve ben
    o günden
    çok daha sonra:
    sağ kalırsam eğer,
    şehrin meydan kenarlarında yaslanıp
    duvarlara
    son kavgadan benim gibi sağ kalan
    ihtiyarlara,
    bayram akşamlarında keman
    çalacağım...
    Etrafta mükemmel bir gecenin
    ışıklı kaldırımları
    Ve yeni şarkılar söyleyen
    yeni insanların
    adımları...

    Nazım Hikmet

    Aşk Mönüsü
    Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin
    sen ülkemin yaz geceleri gibisin
    saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında
    beni unutma
    ah! saklı gülüm
    sen hem zor hem güzelsin
    şiirlerimin ılıklığında açılmalısın
    sana burada veriyorum hayata ayrılan buseyi
    sen memleketim kadar güzelsin
    ve güzel kal...

    Nazım Hikmet

    BEN -SEN -O
    O, yalnız ağaran tanyerini görüyor
    ben, geceyi de
    Sen, yalnız geceyi görüyorsun,
    ben ağaran tanyerinide.

    Nazım Hikmet

    Ben Senden Önce Ölmek İsterim
    Ben senden önce ölmek isterim.
    Gidenin arkasından gelen
    gideni bulacak mı zannediyorsun?
    Ben zannetmiyorum bunu.
    İyisi mi,beni yaktırırsın,
    odanda ocağın üstüne korsun
    içinde bir kavanozun.
    Kavanoz camdan olsun,
    şeffaf, beyaz camdan olsun
    ki içinde beni görebilesin
    Fedakarlığımı anlıyorsun
    vazgeçtim toprak olmaktan,
    vazgeçtim çiçek olmaktan
    senin yanında kalabilmek için.
    Ve toz oluyorum
    yaşıyorum yanında senin.
    Sonra, sen de ölünce
    kavanozuma gelirsin.
    Ve orada beraber yaşarız
    külümün içinde külün
    ta ki bir savruk gelin
    yahut vefasız bir torun
    bizi ordan atana kadar...
    Ama biz
    o zamana kadar
    o kadar
    karışacağız
    ki birbirimize,
    atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
    yan yana düşecek.
    Toprağa beraber dalacağız.
    Ve bir gün yabani bir çiçek
    bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
    sapında muhakkak
    iki çiçek açacak :
    biri sen
    biri de ben.
    Ben
    daha ölümü düşünmüyorum.
    Ben daha bir çocuk doğuracağım
    Hayat taşıyor içimden.
    Kaynıyor kanım.
    Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
    ama sen de beraber.
    Ama ölüm de korkutmuyor beni.
    Yalnız pek sevimsiz buluyorum
    bizim cenaze şeklini.
    Ben ölünceye kadar da
    Bu düzelir herhalde.
    Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
    İçimden bir şey :
    belki diyor.

    Nazım Hikmet
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Misafir
    Misafir



    MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet Şiirleri   Cuma Kas. 14, 2008 9:35 pm

    BİR AYRILIŞ HİKAYESİ...
    Erkek kadına dedi ki:
    -Seni seviyorum,
    ama nasıl,
    avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
    parmaklarımı kanatarak
    kırasıya
    çıldırasıya...
    Erkek kadına dedi ki:
    -Seni seviyorum,
    ama nasıl,
    kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
    yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
    yüzde hudutsuz kere yüz...
    Kadın erkeğe dedi ki:
    -Baktım
    dudağımla, yüreğimle, kafamla;
    severek, korkarak, eğilerek,
    dudağına, yüreğine, kafana.
    Şimdi ne söylüyorsam
    karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
    Ve ben artık
    biliyorum:
    Toprağın -
    yüzü güneşli bir ana gibi -
    en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
    Fakat neyleyim
    saçlarım dolanmış
    ölmekte olan parmaklarına
    başımı kurtarmam kabil
    değil!
    Sen
    yürümelisin,
    yeni doğan çocuğun
    gözlerine bakarak..
    Sen
    yürümelisin,
    beni bırakarak...
    Kadın sustu.
    SARILDILAR
    Bir kitap düştü yere...
    Kapandı bir pencere...
    AYRILDILAR...

    Nazım Hikmet

    Bir Fotoğrafa....

    Karşımdasın işte...
    Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
    Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
    Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.
    Tıkandığım o an,
    Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
    Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
    Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
    Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
    Bir senfoni vardı kulağımda çalınan,
    bitti artık hepsi...

    Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
    Bakış açım belli oldu yine.
    Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
    Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim.
    Dağlara çarptım her esişimde.
    Yollara küfrettim her gidişinde.

    Demiştim sana hatırlarsan:
    �Önemli olan �zamana bırakmak� değil,
    �zamanla bırakmamak�tir..�
    Şimdi bana, geçen o zamanın
    Unutulmaz sancısı kalır

    Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
    Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...

    Nazım Hikmet
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Misafir
    Misafir



    MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet Şiirleri   Cuma Kas. 14, 2008 9:44 pm

    Bulutlar Adam Öldürmesin
    Analardır adam eden adamı
    aydınlıklardır önümüzde gider.
    Sizi de bir ana doğurmadı mı?
    Analara kıymayın efendiler.
    Bulutlar adam öldürmesin.

    Koşuyor altı yaşında bir oğlan,
    uçurtması geçiyor ağaçlardan,
    siz de böyle koşmuştunuz bir zaman.
    Çocuklara kıymayın efendiler.
    Bulutlar adam öldürmesin.

    Gelinler aynada saçını tarar,
    aynanın içinde birini arar.
    Elbet böyle sizi de aradılar.
    Gelinlere kıymayın efendiler.
    Bulutlar adam öldürmesin.

    İhtiyarlıkta aklına insanın,
    tatlı anıları gelmeli yalnız.
    Yazıktır, ihtiyarlara kıymayın,
    efendiler, siz de ihtiyarsınız.
    Bulutlar adam öldürmesin.

    Nazım Hikmet


    Cenaze Merasimim
    Bizim avludan mı kalkacak cenazem?
    Nasıl indireceksiniz beni üçüncü kattan?
    Asansöre sığmaz tabut,
    merdivenler daracık

    Belki avluda dizboyu güneş ve güvercinler olacak,
    belki kar yağacak çocuk çığlıklarıyla dolu,
    belki ıslak asfaltıyla yağmur.
    Ve avluda çöp bidonları duracak her zamanki gibi.

    Kamyona, yerli gelenekle,yüzüm açık yükleneceksem,
    bir şey damlayabilir alnıma bir güvercinden; uğurdur.
    Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma,
    meraklıdır ölülere çocuklar.

    Bakacak arkamdan mutfak penceremiz.
    Balkonumuz geçirecek beni çamaşırlarıyla.
    Ben bu avluda bahtiyar yaşadım bilemediğiniz kadar.
    Avludaşlarım, uzun ömürler dilerim hepinize...

    Nazım Hikmet

    Çekilmez Bir Adam
    Çekilmez bir adam oldum yine
    Uykusuz, aksi, lanet
    Bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi
    Azgın bir hayvan döver gibi
    O gün çalışıyorum
    Sonra birde bakıyorsun ki
    Ağzımda sönük bir cigara gibi tembel bir türkü
    Sabahtan akşama kadar sırt üstü yatıyorum ertesi gün
    Ve beni çileden çıkarıyor büsbütün
    Kendime karşı duyduğum nefret ve merhamet
    Çekilmez bir adam oldum yine
    Uykusuz, aksi, lanet
    Yine her seferki gibi haksızım
    Sebep yok olması da imkansız
    Bu yaptığım iş ayıp rezalet
    Fakat elimde değil
    Seni kıskanıyorum.

    Nazım Hikmet

    Dostluk
    Biz haber etmeden haberimizi alırsın,
    yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.

    Gözümüzün dilinden anlar,
    elimizin sırrını bilirsin.

    Namuslu bir kitap gibi güler,
    alnımızın terini silersin.

    O gider, bu gider, şu gider,
    dostluk, sen yanı başımızda kalırsın

    Nazım Hikmet

    Dünyayı Verelim Çocuklara...
    Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
    allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
    oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında
    dünyayı çocuklara verelim
    kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
    hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
    bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
    çocuklar dünyayı alacak elimizden
    ölümsüz ağaçlar dikecekler

    Nazım Hikmet
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    gleti
    Yazar
    avatar

    Mesaj Sayısı : 17
    Yaş : 25
    Puan : 2
    Kayıt tarihi : 13/11/08

    MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet Şiirleri   Ptsi Ara. 22, 2008 6:32 pm

    YAŞAMAYA DAİR 1 Yaşamak şakaya gelmez,
    büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
    bir sincap gibi mesela,
    yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
    yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
    Yaşamayı ciddiye alacaksın,
    yani o derecede, öylesine ki,
    mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
    yahut kocaman gözlüklerin,
    beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
    insanlar için ölebileceksin,
    hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
    hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
    hem de en güzel en gerçek şeyin
    yaşamak olduğunu bildiğin halde.
    Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
    yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
    hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
    ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
    yaşamak yanı ağır bastığından.
    1947 2 Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
    yani, beyaz masadan,
    bir daha kalkmamak ihtimali de var.
    Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
    biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
    hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
    yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
    en son ajans haberlerini.
    Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
    diyelim ki, cephedeyiz.
    Daha orda ilk hücumda, daha o gün
    yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
    Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
    fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
    belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
    Diyelim ki hapisteyiz,
    yaşımız da elliye yakın,
    daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
    Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
    insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
    yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
    Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
    hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
    1948 3 Bu dünya soğuyacak,
    yıldızların arasında bir yıldız,
    hem de en ufacıklarından,
    mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
    yani bu koskocaman dünyamız.
    Bu dünya soğuyacak günün birinde,
    hatta bir buz yığını
    yahut ölü bir bulut gibi de değil,
    boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
    zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
    Şimdiden çekilecek acısı bunun,
    duyulacak mahzunluğu şimdiden.
    Böylesine sevilecek bu dünya
    "Yaşadım" diyebilmen için...
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    olric
    Praksist - Yazar
    avatar

    Mesaj Sayısı : 202
    Yaş : 27
    Nerden : bizans
    Puan : 179
    Kayıt tarihi : 14/10/08

    MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet Şiirleri   Ptsi Ara. 22, 2008 10:20 pm

    çok eleştiri duydun Mavi Gözlü Dev filmiyle ilgili. ama izleyince biraz haksızlık yapıldığını hissettim.. şiddetle tavsiyemdir..l ütfen izleyiniz..
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    ASİL
    Yazar
    avatar

    Mesaj Sayısı : 18
    Yaş : 27
    Puan : 0
    Kayıt tarihi : 16/12/08

    MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet Şiirleri   Perş. Ara. 25, 2008 6:54 pm


    GÜNEŞİN SOFRASINDA SÖYLENEN TÜRKÜ

    Dalgaları karşılayan gemiler gibi,
    gövdemizle karanlıkları yara yara

    çıktık, rüzgârları en serin
    uçurumları en derin
    havaları en ışıklı sıra dağlara.
    Arkamızda bir düşman gözü gibi karanlığın yolu.
    Önümüzde bakır taslar güneş dolu.
    Dostların arasındayız!
    Güneşin sofrasındayız!
    Dağlarda gölgeniz göklere vursun,
    göz göze
    yan yana
    durun çocuklar.
    Taşları birbirine vurun çocuklar.
    Doldurun çocuklar,
    doldurun
    doldurun
    doldur içelim.
    Başları
    göklere
    atalım
    serden geçelim.
    Heeey, nerden geçelim?
    Yalnayak
    koşarak
    devlerin
    geçtiği
    yerden geçelim.
    Heeey
    hop
    Heeey
    hep
    birden geçelim.
    Doldurun çocuklar,
    doldurun
    doldurun,
    doldur içelim.
    Dostların arasındayız!
    Güneşin sofrasındayız!

    NAZIM HİKMET RAN
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    uykusuz
    Yazar
    avatar

    Mesaj Sayısı : 15
    Yaş : 26
    Nerden : iSTANBUL
    Puan : 0
    Kayıt tarihi : 18/12/08

    MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet Şiirleri   Cuma Ara. 26, 2008 2:55 pm

    çok güzel ASİL'cim emeğine sağlık.
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    karambol
    Yazar
    avatar

    Mesaj Sayısı : 9
    Yaş : 26
    Nerden : istanbul
    Puan : 4
    Kayıt tarihi : 25/10/08

    MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet Şiirleri   Salı Şub. 17, 2009 12:50 am

    KOSMOSUN KARDEŞLİĞİ ADINA

    Kosmosda bizden başka düşünen var mı
    var
    bize benzer mi
    bilmiyorum
    belki bizden güzeldir
    bizona benzer mesela ama çayırdan nazik
    belki de akarsuyun şankına benzer
    belki çirkindir bizden
    karıncaya benzer mesala ama tıraktörden iri
    belki de kapı gıcırtısına benzer
    belki ne güzeldir bizden ne de çirkin
    belki tıpatıp bize benzer
    ve yıldızlardan birinde
    hangisinde bilmiyorum
    yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz
    hangi dilde bilmiyorum
    yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz onunla
    Tovariş diyecek
    söze bu sözle başlayacak biliyorum
    Tovariş diyecek
    ne üs kurmaya geldim yıldızına
    ne petrol ne yemiş imtiyazı istemeğe
    Kola-kola satacak da değilim
    selamlamaya geldim seni yeryüzü umutları adına,
    bedava ekmek ve bedava karanfil adına
    mutlu emeklerde mutlu dinlenmeler adına
    "Yarin yanağından gayrı her yerde her şeyde hep beraber"
    diyebilmek adına
    evlerin
    yurtların
    dünyaların
    ve kosmosun kardeşliği adına
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    olric
    Praksist - Yazar
    avatar

    Mesaj Sayısı : 202
    Yaş : 27
    Nerden : bizans
    Puan : 179
    Kayıt tarihi : 14/10/08

    MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet Şiirleri   Salı Şub. 17, 2009 8:25 pm

    kosmos: liseli yıllarımda radyo programımın adıydı..bak hislendim eskiye gittim şimdi..Sad
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    Misafir
    Misafir



    MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet Şiirleri   Paz Ocak 24, 2010 5:57 pm

    KARIMA MEKTUP

    Bir tanem!
    Son mektubunda:
    "Başım sızlıyor
    yüreğim sersem!"
    diyorsun.

    "Seni asarlarsa
    seni kaybedersem;"
    diyorsun;
    "yaşayamam!"

    Yaşarsın karıcığım,
    kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda;
    yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı
    en fazla bir yıl sürer
    yirminci asırlarda
    ölüm acısı.

    Ölüm
    bir ipte sallanan bir ölü.
    Bu ölüme bir türlü
    razı olmuyor gönlüm.
    Fakat
    emin ol ki sevgili;
    zavallı bir çingenenin
    kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
    geçirecekse eğer
    ipi boğazıma,
    mavi gözlerimde korkuyu görmek için
    boşuna bakacaklar
    Nâzım'a!

    Ben,
    alaca karanlığında son sabahımın
    dostlarımı ve seni göreceğim,
    ve yalnız
    yarı kalmış bir şarkının acısını
    toprağa götüreceğim...

    Karım benim!
    İyi yürekli,
    altın renkli,
    gözleri baldan tatlı arım benim;
    ne diye yazdım sana
    istendiğini idamımın,
    daha dava ilk adımında
    ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
    kellesini adamın.
    Haydi bunlara boş ver.
    Bunlar uzak bir ihtimal.
    Paran varsa eğer
    bana fanila bir don al,
    tuttu bacağımın siyatik ağrısı,
    Ve unutma ki
    daima iyi şeyler düşünmeli
    bir mahpusun karısı.
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Misafir
    Misafir



    MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet Şiirleri   Paz Ocak 24, 2010 5:59 pm

    HASRET

    Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,
    belini sarmayalı,
    gözünün içinde durmayalı,
    aklının aydınlığına sorular sormayalı,
    dokunmayalı sıcaklığına karnının.

    Yüz yıldır bekliyor beni
    bir şehirde bir kadın.

    Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
    Aynı daldan düşüp ayrıldık.
    Aramızda yüz yıllık zaman,
    yol yüz yıllık.

    Yüz yıldır alacakaranlıkta
    koşuyorum ardından.

    Nazım Hikmet Ran
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    tutku
    Forum Yazarı


    Mesaj Sayısı : 25
    Yaş : 24
    Puan : 60
    Kayıt tarihi : 19/11/09

    MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet Şiirleri   Çarş. Şub. 03, 2010 11:29 pm

    Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,

    Dünyanın en güzel sesinden

    En güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey...

    Fakat artık ümit yetmiyor bana,

    Ben artık şarkı dinlemek değil,

    Şarkı söylemek istiyorum.

    Nazım HiKMET
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    praksist_baris
    Yönetici
    avatar

    Mesaj Sayısı : 282
    Yaş : 26
    Nerden : evren...
    Puan : 242
    Kayıt tarihi : 29/09/08

    MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet Şiirleri   Perş. Şub. 04, 2010 12:31 am

    "Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
    Dünyanın en güzel sesinden
    En güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey..."

    Teşekkürler paylaşım için Tutku.. Smile
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    DilaraÖzkan
    Yazar


    Mesaj Sayısı : 5
    Yaş : 24
    Nerden : istanbul
    Puan : 20
    Kayıt tarihi : 29/12/09

    MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet Şiirleri   Perş. Şub. 04, 2010 1:34 am

    BİR CEZAEVİNDE TECRİTTEKİ ADAMIN MEKTUPLARI

    I

    Senin adını
    kol saatimin kayışına tırnağımla kazıdım.
    Malum ya, bulunduğum yerde
    ne sapı sedefli bir çakı var,
    (bizlere âlâtı-katıa verilmez),
    ne de başı bulutlarda bir çınar.
    Belki avluda bir ağaç bulunur ama
    gökyüzünü başımın üstünde görmek
    bana yasak...
    Burası benden başka kaç insanın evidir?
    Bilmiyorum.
    Ben bir başıma onlardan uzağım,
    hep birlikte onlar benden uzak.
    Bana kendimden başkasıyla konuşmak
    yasak.
    Ben de kendi kendimle konuşuyorum.
    Fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi
    şarkı söylüyorum karıcığım.
    Hem, ne dersin,
    o berbat, ayarsız sesim
    öyle bir dokunuyor ki içime
    yüreğim parçalanıyor.
    Ve tıpkı o eski
    acıklı hikâyelerdeki
    yalnayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek,
    mavi gözleri ıslak
    kırmızı, küçücük burnunu çekerek
    senin bağrına sokulmak istiyor.
    Yüzümü kızartmıyor benim
    onun bu an
    böyle zayıf
    böyle hodbin
    böyle sadece insan
    oluşu.
    Belki bu hâlin
    fizyolojik, psikolojik filân izahı vardır.
    Belki de sebep buna
    bana aylardır
    kendi sesimden başka insan sesi duyurmayan
    bu demirli pencere
    bu toprak testi
    bu dört duvardır...

    Saat beş, karıcığım.
    Dışarda susuzluğu
    acayip fısıltısı
    toprak damı
    ve sonsuzluğun ortasında kımıldanmadan duran
    bir sakat ve sıska atıyla,
    yani, kederden çıldırtmak için içerdeki adamı
    dışarda bütün ustalığı, bütün takım taklavatıyla
    ağaçsız boşluğa kıpkızıl inmekte bir bozkır akşamı.

    Bugün de apansız gece olacaktır.
    Bir ışık dolaşacak yanında sakat, sıska atın.
    Ve şimdi karşımda haşin bir erkek ölüsü gibi yatan
    bu ümitsiz tabiatın
    ağaçsız boşluğuna bir anda yıldızlar dolacaktır.
    Yine o malum sonuna erdik demektir işin,
    yani bugün de mükellef bir daüssıla için
    yine her şey yerli yerinde işte, her şey tamam.
    Ben,
    ben içerdeki adam
    yine mutad hünerimi göstereceğim
    ve çocukluk günlerimin ince sazıyla
    suzinâk makamından bir şarkı ağzıyla
    yine billâhi kahredecek dil-i nâşâdımı
    seni böyle uzak,
    seni dumanlı, eğri bir aynadan seyreder gibi
    kafamın içinde duymak...

    II

    Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar.
    Dışarda, bozkırın üstünde birdenbire
    taze toprak kokusu, kuş sesleri ve saire...
    Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar,
    dışarda bozkırın üstünde pırıltılar...
    Ve içerde artık böcekleriyle canlanan kerevet,
    suyu donmayan testi
    ve sabahları çimentonun üstünde güneş...
    Güneş,
    artık o her gün öğle vaktine kadar,
    bana yakın, benden uzak,
    sönerek, ışıldayarak
    yürür...
    Ve gün ikindiye döner, gölgeler düşer duvarlara,
    başlar tutuşmaya demirli pencerenin camı :
    dışarda akşam olur,
    bulutsuz bir bahar akşamı...
    İşte içerde baharın en kötü saati budur asıl.
    Velhasıl
    o pul pul ışıltılı derisi, ateşten gözleriyle
    bilhassa baharda ram eder kendine içerdeki adamı
    hürriyet denen ifrit...
    Bu bittecrübe sabit, karıcığım,
    bittecrübe sabit...

    III

    Bugün pazar.
    Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
    Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
    bu kadar mavi
    bu kadar geniş olduğuna şaşarak
    kımıldanmadan durdum.
    Sonra saygıyla toprağa oturdum,
    dayadım sırtımı duvara.
    Bu anda ne düşmek dalgalara,
    bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
    Toprak, güneş ve ben...
    Bahtiyarım...
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    DaRkSiDe
    Yazar
    avatar

    Mesaj Sayısı : 4
    Yaş : 23
    Puan : 4
    Kayıt tarihi : 02/07/09

    MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet Şiirleri   Çarş. Şub. 24, 2010 6:16 pm

    ONLAR

    Onlar ki toprakta karınca,
    suda balık,
    havada kuş kadar
    çokturlar;

    korkak,
    cesur,
    cahil,
    hakim
    ve çocukturlar
    ve kahreden

    yaratan ki onlardır,

    destanımızda yalnız onların maceraları vardır.

    Onlar ki uyup hainin iğvasına
    sancaklarını elden yere düşürürler
    ve düşmanı meydanda koyup
    kaçarlar evlerine
    ve onlar ki bir nice murtada hançer üşürürler
    ve yeşil bir ağaç gibi gülen
    ve merasimsiz ağlayan
    ve ana avrat küfreden ki onlardır,
    destanımızda yalnız onların maceraları vardır.

    Demir,
    kömür
    ve şeker
    ve kırmızı bakır
    ve mensucat
    ve sevda ve zulüm ve hayat
    ve bilcümle sanayi kollarının
    ve gökyüzü
    ve sahra
    ve mavi okyanus

    ve kederli nehir yollarının,
    sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı
    bir şafak vakti değişmiş olur,
    bir şafak vakti karanlığın kenarından
    onlar ağır ellerini toprağa basıp
    doğruldukları zaman.

    En bilgin aynalara
    en renkli şekilleri aksettiren onlardır.
    Asırda onlar yendi, onlar yenildi.
    Çok sözler edildi onlara dair
    ve onlar için :
    zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,
    denildi.
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    Sponsored content




    MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet Şiirleri   

    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
     
    Nazım Hikmet Şiirleri
    Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
    1 sayfadaki 1 sayfası
     Similar topics
    -
    » Yunus Emre Şiirleri

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
    PRAKSİS GENÇLİĞİ :: PRAKSİS Kültür Sanat :: PRAKSİS Şiir-
    Buraya geçin: