PRAKSİSAnasayfaPRAKSİS TVGaleriAramaÜye ListesiSSSKayıt OlGiriş yap
En son konular
» MISIR'DA NELER OLDU?
Paz Şub. 27, 2011 10:41 pm tarafından olric

» 2010 YILININ EN İYİ 10 FİLMİ!!!
Perş. Ara. 30, 2010 10:42 am tarafından olric

» ALSANJACK - Çisem ERKAYA
Ptsi Ara. 27, 2010 2:18 pm tarafından olric

» Iraklıları insan olarak görmüyordum
Salı Ara. 21, 2010 11:31 am tarafından olric

» RANDEVU İSTANBUL FİLM FESTİVALİ..
Ptsi Ara. 20, 2010 11:03 am tarafından olric

» İnsan Hakları Belgesellerinde Rachel...
Çarş. Ara. 15, 2010 11:23 am tarafından olric

» ALAVARA
Ptsi Ara. 13, 2010 10:48 am tarafından yoldaş

» NEFRET SUÇLARINA KARŞI BULUŞUYORUZ...
Ptsi Ara. 13, 2010 10:30 am tarafından yoldaş

» rockmanifesto - küçük iskender
Çarş. Ara. 01, 2010 11:53 pm tarafından yoldaş

PRAKSİS HABER LİSTESİ
Click to join gencpraksisdergisi

Genç Praksis Dergisi haber listesine gitmek için tıklayın!

EMEK HABERLERİ

Paylaş | 
 

 İnsan Hakları Belgesellerinde Rachel...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
olric
Praksist - Yazar
avatar

Mesaj Sayısı : 202
Yaş : 27
Nerden : bizans
Puan : 179
Kayıt tarihi : 14/10/08

MesajKonu: İnsan Hakları Belgesellerinde Rachel...   Çarş. Ara. 15, 2010 11:23 am

10 Aralık "insan hakları günü" sebebiyle, 8-11 Aralık tarihleri arasında "kadına yönelik şiddet" teması etrafında Documentarist tarafından düzenlenen etkinlikler kapsamında "Rachel" belgeselini izleme fırsatı bulduk. 8 yıl önce hayatımıza giren ve zamanla silikleşen bu ismi, tekrar ve tekrar hatırlamanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Rachel Corrie, 16 Mart 2003 yılında, Uluslararası Dayanışma Hareketi* (ISM)'ne katılarak gönüllü barış aktivisti olarak gittiği Gazze Şeridi'ndeki Refah bölgesinde, bölgeyi temizleme operasyonu adı altında Filistinlilerin evlerini yıkmaya gelen buldozerlerden biri tarafından ezilerek öldürüldü. Öldürüldüğünde 23 yaşındaydı. 2 ayı aşkın bir süredir Gazze'de bulunuyordu, bölgedeki evleri korumaya gitmeden önce, ISM tarafından verilen "şiddeti şiddetsiz yöntemlerle önleme" konusunda eğitim almıştı. Kendisi gibi orada bulunan, dünyanın dört bir yanından gelmiş barış gönüllüleri ile birlikte yaptıkları şuydu: Gazze şeridinde, her gün şiddete ve korkuya kıstırılmış bir hayata mahkûm edilmiş bir Filistinli gibi yaşamak. Başka ülkelerden gelen sivil aktivistler olarak, evleri korumak, uluslar arası medyanın ilgisini buraya çekmek, canlı kalkan olmak. İşin pratiği şöyleydi: buldozerler, yerleşim bölgesine yaklaşırken megafon ile evlerin balkonunda İsrailli askerlere "bu evde sivil ve masum bir aile yaşıyor. Bu evde yabancı misafirler bulunuyor. Sizler için tehdit oluşturmuyoruz. Lütfen geri dönün." demek. Buldozerler yaklaşmaya devam ettiğinde de bedenleriyle etten duvar örerek fiziksel olarak onu durdurmak. Uluslar arası çıkarlar tarafından şekillenen politikaların acımasızlığına inat, sivil dayanışma ve direnişin umut dolu yüzüydü Rachel ve arkadaşlarının eylem biçimi. Sınıra itilmiş ve temizlenmeye karar verilmiş, saat başı korku yaratmak amaçlı açılan ateşlerle taciz edilen yerleşim alanları, "yaşama hakkı"nın savunulduğu bir avuç topraktı aslında. Dünyanın bir ucundan kalkıp onları korumaya gelen bu genç gönüllü barış aktivistlerinin, onları evlerinde misafir eden Filistinliler için anlamı çok büyüktü. Uykularının ortasında açılan yaylım ateşleri ile uyanmaya alışmış çocuklarına kalkan olmaya gelen bu aktivistler için şöyle diyordu bir Filistin'li : "onlar için pişirdiğim yemekleri çok severlerdi. Ben de zevkle yemek yapardım onlara. Dünyanın bir ucundan sizi korumaya gelmiş birine nasıl yapmazsınız bunu? Gözünüzü bile çıkarıp vermek istersiniz."

"..Onlar Birleşik Devletler'deki çocukların anne ve babalarının vurulmadığını biliyorlar, ve okyanusu görmeye gidebildiklerini biliyorlar. Fakat eğer okyanusu görmüş olsanız, ve su bulma sıkıntısının olmadığı, (su kaynaklarının) geceleyin buldozerler tarafından yok edilmediği, huzurlu bir yerde yaşamış olsanız, ve eğer uykudan evinizin duvarlarının aniden içeriye yıkılmasıyla uyanmak korkusu hissetmeden bir gece geçirseniz, ve eğer hiçkimsesini kaybetmemiş insanlarla karşılaşsanız— eğer ölüm saçan kuleler, tanklar, silahlı "yerleşimler" ve bu şimdiki dev metal duvar ile çevrelenmemiş bir dünyanın gerçekliğini yaşasanız, dünyanın tek süpergücü tarafından desteklenen, dünyanın dördüncü büyük ordusunun, sizi vatanınızdan silmek için yaptığı devamlı baskıya karşı direniş içinde, sağ kalma—yalnızca yaşama—mücadelesiyle geçen tüm çocukluk yıllarınız için dünyayı affedebilir miydiniz, merak ediyorum. Bu, buradaki çocuklar hakkında merak ettiğim bir şey. Gerçekten bilselerdi, ne olacağını merak ediyorum..." ** (Rachel'ın günlüklerinden)

Ölüme karşı yaşamın sesini yükseltmeye çabalayan bu dayanışma hareketi; konforundan vazgeçmeye, dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın zulme karşı harekete geçmek için evinden dışarı çıkmaya, insani bir refleks olarak sorumluluk almaya, zırhlı araçlar, son teknoloji silahlar ve belki en önemlisi de bilgi manipülasyonu ile yüceltilen kirli savaş oyunlarına "insan sesi"ni yükselterek baş kaldırmaya karar vermiş gönüllülerden oluşuyordu. "Rachel" belgeselinde, onunla birlikte Filistin'de bu sivil dayanışmanın içinde yer almış olan arkadaşları, şahit oldukları tüm acılar ve kollarının arasında can veren Rachel'ın ağır isyanı ile konuşuyorlardı kameraya. Yüzlerini kameradan saklamayı tercih eden ya da gözlerinde yalan ve artık çoktan öldürdükleri ruhlarının karanlığı ile konuşan İsrail yetkilileri ile hayalleri ve umutlarının peşinden koşan gönüllü kahramanların sözleri, duruşları ve bakışları her şeyi anlatıyordu zaten. İsyandan çıldırsanız, öfkeden deliye dönseniz, acıdan ve utançtan nefes alamaz hale gelseniz de Rachel ve arkadaşlarının aydınlık yüzü güç veriyordu size. Vicdanın, utanma duygusunun, gerçeğin ve adaletin peşinden koşmanın, acı kayıplara rağmen bizi hala yaşamın yanında taraf tutmak için tek silahımız olduğunu hatırlatıyorlardı. Hayatın bir anlamı olması için, "iyi" olmanın doğal refleksini gösteriyorlardı bize. Bu umut, karşılığını buldu Filistin sokaklarında. Tedirgin gece uykularını onlarla paylaşmaya gelmiş dostlarının varlığı, her türlü ağır bombadan daha güçlüydü ve belki tekrar gülümsemenin gücünü göstermişti. Her zaman ölüm kokan sokaklarda doğmuş olmakla, refah ve "normalliğe" doğmuş olanların hayattan yana olmak için o normallikten çıkmaya karar vermeleriyle "kader" yeni bir anlam kazanmıştı aslında.

"Dün o patlayıcı havaya uçurulduğunda ailenin evinin tüm camları kırıldı. O sırada bana çay ikram ediyorlardı, ben ise iki küçük bebekle oynuyordum. Şu anda zor bir durumdayım. Acı çeken insanların sürekli, tatlılıkla, üzerime titremeleri beni tam anlamıyla hasta ediyor. Birleşik Devletler'de böyle bir şeyin size çok abartılı geleceğini biliyorum. Doğrusu çoğu zaman, buradaki insanların, bilinçli olarak yaşamlarının yok edilişinin gözle görülürlüğüne rağmen, bu saf iyilikleri bana gerçek dışı gibi geliyor. Gerçekten de dünyada böyle bir şeyin, bundan daha fazla tepki görmeden gerçekleşebildiğine inanamıyorum. Acı veriyor, geçmişte de verdiği gibi, dünyanın nasıl korkunç bir yere dönüşmesine göz yumuşumuza tanıklık etmek..."** (Rachel'ın günlüklerinden)

Refah ve "normal" yaşamından sokağa çıkan Rachel, 16 Mart 2003'te, Filistinli dostlarının evini bedeniyle kalkan olarak bir buldozere karşı korumaya çalışırken kepçenin ağzında can verdi. Tom Hurndall, bir pusu nişancısının kurşunuyla başından vurulup komaya girdi ve dokuz ay sonra, 13 Ocak 2004'te yaşamını yitirdi.

"Bana göre hepimizin her şeyi bırakıp, yaşamımızı bunun sona ermesi için çabalamaya adamamız, iyi bir fikirdir. Bana göre bu, artık aşırı bir düşünce değildir. Ben hala, Pat Benatar dinleyerek dans etmeyi ve erkek arkadaşlar bulmayı ve iş arkadaşlarımın karikatürlerini çizmeyi çok istiyorum. Fakat bunun sona ermesini de istiyorum. Hissettiğim şey güvensizlik ve korku. Hayal kırıklığı. Bunun dünyamızın esas gerçeği olması ve bizim, aslında, buna ortak olmamızdan dolayı hüsrana uğradım. Benim dünyaya gelirken istediğim bu olamazdı. Buradaki insanların dünyaya gelirken istedikleri bu olamazdı. Sen ve Babam bebek yapmaya karar verdiğinizde, beni getirmek istediğiniz dünya bu olamazdı. Capital Gölü'ne bakıp "İşte koca dünya, ben geliyorum." derken, sözünü ettiğim bu değildi. Rahat bir yaşam süreceğim ve belki, hiç gayret etmeden, soykırıma ortak oluşumun farkına varmadan yaşayacağım bir dünyaya geldiğimi söylemek istememiştim. Dışarıda bir yerlerde şiddetli patlamalar oluyor..."** (Rachel'ın günlüklerinden)

Rachel'ın öldürülmesi, resmi İsrail kayıtlarına, hiçbir kasıt olmayan basit bir kaza olarak geçti ve bu ölümden sorumlu olan askerlerin hiçbiri ceza almadı. Rachel'ın ailesinin, Tel Aviv'deki hastanede yapılacak otopsiye Amerikan Büyükelçiliği'nden bir gözlemcinin katılması talebi, Amerikan hükümeti tarafından reddedildi. Otopsi raporu, buldozeri kullanan askerin tamamen görüş alanı dışında olması sebebiyle hiçbir kasıt olmadan, sadece kaza eseri bir toprak yığının altında kalarak öldüğünü yazdı Rachel'ın. Olaya çok yakın mesafeden şahit olan görgü tanıklarına göre, bu kesinlikle imkansızdı. Resmi kayıtlar, tarihe bir yalan satırı daha ekledi. Aradan 8 yıl geçti. Rachel'ın hikayesi bir belgesel film olarak dünyayı dolaşıyor. Rachel'ın ismi, Filistin sokaklarında "Rachel.. Damarlarında Filistin kanı taşıyan Amerikan vatandaşı" olarak yazıyor. Rachel'ın öldüğü gün, o günden önce, o günden sonra, dün, bugün hatta belki az önce, ismini bilmediğimiz hayatlar son buldu bombalanan farklı coğrafyalarda. Kollarında can veren arkadaşı Rachel'ın yasını içine sığdıramayan Alice'in dediği gibi:

"O gün Rachel'ı Refah'taki hastanede tutamadılar, hemen Tel Aviv'deki hastanenin morguna yolladılar; öldürülen Filistinlilerin cesetlerinden dolayı hastanede sürekli bir yoğunluk vardı. Evet, onların isimlerini bilmiyoruz ve onların belgeselleri yapılmayacak."

Esra Akbalık


www.marksist.org
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
İnsan Hakları Belgesellerinde Rachel...
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
PRAKSİS GENÇLİĞİ :: PRAKSİS Haber Hattı :: PRAKSİS Ortadoğu-
Buraya geçin: