PRAKSİSAnasayfaPRAKSİS TVGaleriAramaÜye ListesiSSSKayıt OlGiriş yap
En son konular
» MISIR'DA NELER OLDU?
Paz Şub. 27, 2011 10:41 pm tarafından olric

» 2010 YILININ EN İYİ 10 FİLMİ!!!
Perş. Ara. 30, 2010 10:42 am tarafından olric

» ALSANJACK - Çisem ERKAYA
Ptsi Ara. 27, 2010 2:18 pm tarafından olric

» Iraklıları insan olarak görmüyordum
Salı Ara. 21, 2010 11:31 am tarafından olric

» RANDEVU İSTANBUL FİLM FESTİVALİ..
Ptsi Ara. 20, 2010 11:03 am tarafından olric

» İnsan Hakları Belgesellerinde Rachel...
Çarş. Ara. 15, 2010 11:23 am tarafından olric

» ALAVARA
Ptsi Ara. 13, 2010 10:48 am tarafından yoldaş

» NEFRET SUÇLARINA KARŞI BULUŞUYORUZ...
Ptsi Ara. 13, 2010 10:30 am tarafından yoldaş

» rockmanifesto - küçük iskender
Çarş. Ara. 01, 2010 11:53 pm tarafından yoldaş

Similar topics
    PRAKSİS HABER LİSTESİ
    Click to join gencpraksisdergisi

    Genç Praksis Dergisi haber listesine gitmek için tıklayın!

    EMEK HABERLERİ

    Paylaş | 
     

     Nihat Behram Şiirleri

    Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
    YazarMesaj
    briseis
    Yazar
    avatar

    Mesaj Sayısı : 7
    Yaş : 25
    Puan : 0
    Kayıt tarihi : 05/10/08

    MesajKonu: Nihat Behram Şiirleri   Perş. Kas. 13, 2008 5:59 pm

    ÖLÜLERİMİZ

    Her sabah
    her sabah
    o kusursuz acının kollarında
    o kusursuz acının kollarında öpüştüğüm gökyüzü
    artık
    çırpınan yüreğimi yatıştırmıyor. Ve onun
    koparıp dizginlerini
    uçarcasına boylu boyunca
    sakınmasız çarpışı
    heyecanlandırıyor beni.
    Bir serçe kümesinin konması karşıki dala
    belki hiçbir şeydir,
    ama sevgilimin mektubunda bir kuş resmi
    beni coşkulandırabilir.
    Milyarla yıldız arasında tanırım onu
    çünkü seyredince güzelleşir sevginin ışıltısı;
    binlerce gözüm var
    binlerce şafak halindeyim
    anlamak istediğim şeyin karşısında
    çünkü anlamak zorundayım;
    her sevinç kolayca ele geçmez
    insan her acının sahibi değildir;
    gökyüzü ve nehirler olmasa toprak da anlaşılmaz
    ve hayatın kararı kesin:
    son ana kadar onuru koruyanlar yaşayacak
    söylenecek son söz kahramanca olmalıdır.

    Vurgunum
    inceliğinim senin
    eyy
    yapraklarda bir kuş hafifliğinde sürüp giden titreyiş
    vurgunum
    bir nehri besleyen suların uyumuna,
    taşlara hırsla vuruşuna dalganın.

    Ölüm seni yanıltmasın...
    Nasıl ki yığılır yüzüne gecenin karanlığı
    gözlerinle bir başına kalırsın
    ölüm öylesine gözuçlarında
    savun, kavuştur yüreğini
    minicik bir çiçeğin bile kökleri
    yaşamak hırsıyla uykusuzdur.

    Ölülerimiz...
    İşte Stevan Flipoviç.
    Bir kahraman.
    Faşistler sarmış çevresini.
    Sehpada.
    Boynunda ip.

    Ve o son nefesiyle dalayıp ciğerini
    bir bıçak gibi vuruyor kelimeleri dişleri arasından
    haykırıyor: "Kahrolsun faşizm; Yaşasın mücadelemiz..."

    Steven Flipoviç
    onurun bekçisi
    direnmenin.

    Ölüm seni yanıltmasın...
    Bir bir düşün yaşayanları
    alnını korkusuzca kaldır
    kimin yanındasın
    yerin neresi
    ve senin en çaresiz anında
    tek silahın nedir?

    Ölüm seni yanıltmasın...
    Usanma hayata yaraşan sesi aramaktan
    her kuşun palazlandığı bir yuva vardır,
    her dal güneşin ve rüzgarın avuçlarında
    kendi hevesince boyanır;
    çünkü yaşaması gerekiyor bir şeylerin
    bir şeylerin bir şeylerin: senin olan

    Bak: kollarını bağlıyorlar;
    son defa bakıyor dünyaya Nguyen Van Troi
    Birazdan göğsünü parçalayacaklar.
    Ama kan onu geriletmiyor.
    Başlıyor şarkısına:
    "Yaşasın Ho Chi Minh: Yaşasın Vietnam..."

    Damarlarım damarlarına bağlı yaralarından
    çünkü öldürülmek istenen benim de sevincimdir
    Nguyen onun siperi...
    Bir buğday tanesi midir
    aynı titreyişle
    toprağa düşer düşmez kıpırdayan
    o şarkı... bir buğday tanesi mi?

    Ölülerimiz...
    Sesleri dünyamız kadar bilge.
    Birazdan kalkacaklarmış gibi
    uzanıp bir sipere
    koyulaşan...
    Ölülerimiz...
    Bakışları
    uçmaya hazırlanan bir kartal kadar çevik,
    vurgunum
    gizleyemem.

    Sen bağrımı amansızca zorlayan siyahlık
    unutma
    öldürmekten daha kuvvetlidir ölebilmek.

    Nihat Behram
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    ilker
    Yazar


    Mesaj Sayısı : 20
    Yaş : 27
    Nerden : dünya...
    Puan : 0
    Kayıt tarihi : 19/11/08

    MesajKonu: Geri: Nihat Behram Şiirleri   Perş. Kas. 20, 2008 1:29 am

    Ayaklanma Çağrısı(bayılıyorum bu şiire)

    Sihriydi tutkuların. Şiir bitti!
    Solunarak süzülen tılsımı kalmadı gönlün..

    Şiir bitti! Kurudu esin çağlayanı umudun
    Dindi suların tendeki çılgın uğultusu
    Öpüşlerden düşlerin filizleri yolundu
    Kimse ağlamıyor özlerken..

    Şiir bitti! Uçukladı dudakları sevginin
    Bakışlar yapayalnız, yalnızlık çırılçıplak
    Gülüşler kuşsuz, kıvılcımsız
    Can bitkin, dil tutsak..

    Şiir bitti! Bulandı yüreğin özgür sesi
    Teslimiyet başıboş
    Yiğitlik evcil
    Onur sessizce köreldi gözevlerinde
    Dişlerin arasında bilendi küfür: paslı, keskin
    Oyuncu arsız, seyirci bezgin
    Ne dövüş soylu ne seviş
    Çığlığı duyulmuyor sevincin..

    Şiir bitti! Söndü içtenliğin güven ateşi
    Sevgilin zehrin kılabilir gizemli anıları
    Dostun katilin olabilir
    Nefret hırçın, şefkat uyuşuk, merak sinsi
    Acının sırdaşı ayrılıklar uluorta kudurgan..

    Şiir bitti! Tozlandı hançeresi sezginin
    Susan da ikiyüzlü konuşan da
    ihanetin sinmediği giz unutuldu
    Yalan doruklarda çığırtkan

    Şiir bitti! Bozuldu ışıktan büyüsü duyguların
    Korkunun da ucuzları türedi coşkunun da
    Erdem sığlaşıp özüne yabancılaştı
    Dal kuru, dalga uysal
    Herkes her şeyin sahtesine alışkın...

    Şiir bitti! Soldu içli sesin beslediği tomurcuk
    Alaycı çalgıcılar dökülüyor şarkılardan
    Hüzün sürgün, aşk yılışık..

    Şiir bitti! Dindi rüzgârı tükenmez gücün
    Ağıtlar yetim, türküler öksüz
    Zalim yaradana pervasız, mazlum ölümüne çaresiz..

    Şiir bitti! Soğudu tezcanlı yüreğin yanardağı
    Ne dövüşün külhanı kaldı ne sevişmenin
    Suskunluk kanıksandı, kabalık azgın
    Ne dadal'a sadık halk ne karacoglan'a
    Sokakta sabrın tiryakisi ruhsuz bir kalabalık..

    Tek umut ki - yaşam bitti demeye varmıyor dilim -
    O da çocukların sesleri..

    isyan edin, isyan edin, isyan edin!
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    Misafir
    Misafir



    MesajKonu: Geri: Nihat Behram Şiirleri   Ptsi Ara. 22, 2008 6:04 pm

    YAŞADIKÇA

    Ah benim aşkla beslediğim sevgilim
    kalbimi zorlayan heyecanla sana
    savaşın gitgide yaklaşan uğultusuyum

    Günler
    sazlarla çevrili göl kıyısında
    suyun inanılmaz berraklığıyla çalkalanıp geçti
    serçeler karla yıkadı tüylerini
    taşların oyuklarına doluşan kertenkeleler
    düşlerimde zamanla silikleşti
    Bazan düşünmek acı veriyor bana
    içimde yırtılarak uzaklaşan çayırları

    Ah, benim aşkla beslediğim sevgilim
    bütün güzel şarkıları sanki ben bestelemişim
    üstelik merakla bakıyorum tanıdık her yüze

    Çayırları düşün
    anamdan emdiğim sütün tadı
    yırtarak uzaklaşan çayırları

    Artık tek afiş kan kokusu şehrin sokaklarında
    gerisi düşmanın kurduğu pusu
    kan kokusu diyorsam
    ah, benim aşkla beslediğim sevgilim
    kalbimi zorlayan heyecanla sana
    savaşın gitgide yaklaşan uğultusuyum

    SUDA YİTEN AYIŞIĞI


    Kırk sevginin baygınıyım - belki de yüzkırk -
    yine de yalnızlık yalazlanır kırık kalbimde

    Otların tutuklusu
    haylazı ağzım
    şimdi tutlusu kara suların.

    Her şeye yeniden başlayabilseydim eğer
    aşkımı acıyla anmazdım artık.

    Ben ki delisiyim suların, oysa bu sular
    çöl rüzgarı kadar bulanık.

    Akar gibi geçiyorum dünyadan, ısınıp bakınmadan,
    sarhoş
    sıkılgan
    sırılsıklam...

    Kırk diyarda kırkbin öpüşün bitkiniyim
    dudağında kırkbin kekik tadı kamaşır
    yine de kalbim ısırgan mı ısırgan.

    Eşini çağlayana kaptırmış balığıyım bu nehrin;
    aydır, geceden beri dişlenmiş kelebeğin
    her sabah ağzımda ölümüyle buluşan.


    HESAPSIZ DUYGULAR

    Bil ki
    üzgün bırakıp ayrılırken
    caddeler
    kaldırım taşlarıyla örtülmüş uçurumlardır.

    Bilinçsizce mırıldanışta ansızın hatırlanan
    bir şarkı gibidir dönüşündeki haz

    Uzun uzun ağlamak için güdülen hasret
    bazen nelere değmez
    subaşından ürkütülmüş ceylanın
    sekerek kaçarken ırmağa saldığı kader
    sanki süzülüp kalbine gelir

    Yanıp sönen solgun
    ve kararsız ışıkları sehrin
    topraklarda ışıldasa da yıldızlar kadar
    gözlerimde yoğunlaşan anlamsız bakış
    takılıp gölgesine derinliklerin
    uzaklaşır.

    Oysa tayların körpecik kuyruğuna
    parlak yelesine bağlanan kurdela
    huylarını gizlice dizginlemek içindir

    Ve bilmediğim acılar
    yemişine kuşların konmadığı ağaçlar
    sarmaşıklar altında

    Seni birazdan ay batarken anacağım
    fakat unutma ki yaşamak
    sonsuz bir tadla onarıyor
    hırçın bir çocuğun ısırdığı elmayı

    ~~NİHAT BEHRAM
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Misafir
    Misafir



    MesajKonu: Geri: Nihat Behram Şiirleri   Ptsi Ara. 22, 2008 6:05 pm

    ELLERİN AVUCUMDA İKİ ATEŞ DAMLASI

    Çiçeğinde yeni yeni kamaşan zerdalisi ömrümün,
    gülüşümde çekirdeği sertleşmemiş ilk çağlam,
    kızım benim, nazım benim,
    gurbetelde sazım benim,
    yalazlanmış can tanem,
    körpe dalım bir tanem..
    Sisini gözlerimin, içimdeki dumanı
    seziverdin de sanki
    acılandın uykunda,
    sızlandın huysuzlandın..
    Dudakların kurumuş, ter içindesin yavrum!
    Kolsuz kanatsız kalmış
    geceden beri başucundayım..
    Çırpınarak anlamını arayan binlerce sözcük
    kabukları koparılmış yaralar gibi
    uğulduyor beynimde..
    itiraf etmeliyim ki yavrum
    çekip gitse de bir bir
    ekmeğe, özgürlüğe, insanlık ve hayata dair
    içimi dişleyen düşünceler,
    senin bir gülücüğün şimdi
    yaşamam için bana yeter.
    Geceden beri başucundayım..
    İşte, sabaha dayandı gün!
    Aşsız, işsiz, kuruşsuz
    bir ıssız bayırdayım.
    Bebeğim, canımın kıvırcığı,
    boranda fırtınada sürgün vermiş tomurcuk,
    üzüm tanem, nar tanem,
    acar yanım, bir tanem..
    Kim kime, dum duma bir tufandayız;
    günlerin ağzında kara bir gül
    dikenleri tenimize dayanmış;
    ürkütülmüş, sarılmış, acıyla sınanmışız..
    İnim inim uykunda nasıl da yalnız
    yanıyor yüzün yavrum,
    yüreciğin kaşlarında tütüyor,
    ellerin avcumda iki ateş damlası,
    tutuşmuş rüyaların, sesin duyulmaz,
    kendi kollarımızdan başka
    saranımız yok bizim..
    Yazım benim, güzüm benim,
    yemin olmuş sözüm benim;
    sana kuş bulmalıyım
    sana düş bulmalıyım
    gidip iş bulmalıyım..
    Koynunda çırpınırken böyle çaresiz
    kahrınla tanıştırdın bizi ey hayat
    zehrinle tanıştırdın;
    alışılmaz bildiğimiz nefrete alıştırdın!
    Onurumuz:
    senin için sakladığım tek servetim bu yavrum;
    süt olmaz, aş olmaz, iş olmaz onurumuz..
    sızım benim, gizim benim,
    gurbetelde izim benim;
    ateş almış taş altında kalmışız,
    gün olur hesabını sorarız elbet.....


    Nihat Behram
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Sponsored content




    MesajKonu: Geri: Nihat Behram Şiirleri   

    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
     
    Nihat Behram Şiirleri
    Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
    1 sayfadaki 1 sayfası
     Similar topics
    -
    » Yunus Emre Şiirleri

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
    PRAKSİS GENÇLİĞİ :: PRAKSİS Kültür Sanat :: PRAKSİS Şiir-
    Buraya geçin: