İsrail, uluslararası hukuka, BM’in müteaddid kararlarına, uluslararası insanlık hukukuna, meşruiyete ve vicdana aykırı olarak Filistinlilerin topraklarını en az 43 yıldan beri işgal altında tutmaktadır, bu illegal ve gayrımeşru işgal hemen sona erdirilmelidir.
İsrail’in Filistin toprakları üzerindeki tüm yerleşimleri uluslararası hukuka göre illegaldir, yenilerinin inşası bir yana, yerleşimlerin hepsi hemen kaldırılmalıdır.
İsrail’in “güvenlik duvarı”, BM’nin çizdiği sınırın “yanlış” tarafında, yani işgal altındaki Filistin topraklarında inşa edildiğinden, La Haye Uluslararası Adalet Divanı’na ve İsrail Yüksek Mahkemesi kararlarına da aykırı ve illegaldir, tamamı hemen sökülmelidir.
İsrail’in 2008-2009 Gazze saldırısı, sivillerin ayrım gözetilmeden katledilmesi, hastanelerin, okulların, BM depolarının, endüstri tesislerinin vb. vurulması, uluslararası toplumca yasaklanmış, illegal silahların birçok kere ve orantısız güçle kullanılması, vb. uluslararası yargıç Richard Goldstone’un adıyla anılan ayrıntılı BM raporuna göre uluslararası savaş suçları oluşturmaktadır. Aynı rapora göre bunlar muhtemelen insanlığa karşı suç da teşkil etmektedir. Nazi suç sanıklarını yargılayan ve mahkûm eden Nürnberg Mahkemesi ABD Başsavcısı Robert Jackson’ın tarihî sözüyle, uluslararası savaş suçları, insanlığın en yüksek suçunu (“supreme international crime”) oluşturmaktadır. Goldstone raporuna göre İsrail’in (ve sivillere roket atan Hamas’ın) eylemleri uluslararası kuruluşlarca soruşturulmalı, sorumlular tespit edilmeli, yargılanmalı, suçun sabit olması halinde gereken şekilde cezalandırılmalıdır.
İsrail’in, 31 Mayıs’ta sabaha karşı, Gazze’ye yardım götüren sivil gemilere karşı savaş gemileri, askeri hücumbotlar, botlar, helikopterler, uçak ve denizaltılarla gerçekleştirdiği komando baskınları:uluslararası sularda, açık denizde gerçekleşmiş, tamamen illegal saldırılardır ateşli silahlarla silahsız sivil aktivistlerden en az 9’unun (yakın mesafeden, başlarına ateş edilerek vb.) katledilmesi, taammüden cinayet isnadıyla soruşturulması gereken ciddi suç eylemleridir bu eylemlerde orantısız şiddet kullanılması ve bunların gizlenmesi, uluslararası hukuk ihlaline ilişkin ayrı birer suç isnadıyla soruşturulmalıdır bu baskınlarda aktivistlerin, gazetecilerin, gemicilerin zor kullanılarak İsrail limanlarına götürülmesi; gemilere, kişisel eşyaya, fotoğraf ve film makinelerine, telefon vb. haberleşme malzemelerine, kişisel eşyalara el konması, insanların saatlerce, hatta günlerce aileleri ile görüştürülmeden sorguya çekilmesinin, baskının başladığı andan itibaren, dünyanın dört bir yanından gelen sivil insanların tüm dünya ile ilişkisini kesmeye yönelik mutlak bir haber karartması uygulaması uluslararası hukukun ve genel hukuk ilkelerinin suç saydığı pek çok fiili oluşturuyor gibi görünmektedir; İsrail, Gazze’de işgali kaldırdığını, dolayısıyla –işgalci sorumluluğu dahil– hiçbir uluslararası sorumluluğu olmadığını söylemekte, ama her anlamda mutlak bir kontrol ve tahakküm uygulamakta, tüm bedelini de Gazzelilere ve uluslararası topluma ödetmektedir...
Dolayısıyla bütün bunlar derhal bağımsız uluslararası bir hukuk kurulu tarafından soruşturulmalı, suçların sabit görülmesi halinde bu suçları işlemiş olan sivil, asker tüm sorumlular vakit kaybetmeden cezalandırılmalıdır.
Yukarıda ilk satırdan itibaren dile getirilen eylemler dizisinin, yani ABD desteğindeki İsrail’in bölge ve hatta dünya barışını tehlikeye atan, dünyadaki adalet ve hakkaniyet çabalarını zedeleyen siyasi, askeri, ticari, “propagandif”, dezenformasyona ve kaba kuvvete dayalı gayrimeşru eylemlerinin hukuki ve vicdani karşılıklarının ne olduğu, nasıl cezalandırılması, hak ve hukukun neleri gerektirdiği konusunda yazılıp söylenenlerden oluşan muazzam bir literatür mevcut dünyada. Bu konuları belgeleyen, analiz eden, hukukunu-edebiyatını-şiirini yazan, karikatürünü çizen, filmini yapan, müziğini besteleyen, heykelini yapan, duasını eden, konferansını veren ve aynı zamanda bu ilkelerin mücadelesini yürüten sayısız değerli insan var. Bunlardan sadece birkaçını aşağıya yazayım:
Amira Hass, Amos Oz, Avi Shlaim, Daniel Barenboim, Ezra Nawi, Gideon Levi, Gilad Atzmon, Howard Zinn, İlan Pappé, İmmanuel Wallerstein, Jeff Cohen, Mordechai Vanunu, Nahum Barnea, Naomi Klein, Neve Gordon, Noam Chomsky, Norman Finkelstein, Norman Solomon, Rachel Corrie, Richard Lerner, Sara Roy, Sarah Leah Whitson, Tanya Reinhart,
Uri Avnery...
İlk ağızda aklıma gelen bu bir avuç isim, Yahudi âleminin dünyaya armağan ettiği seçkin düşünür, dilbilimci, siyaset bilimci, tarihçi, besteci, müzisyen, gazeteci, haham, yazar, edebiyatçı ve “sıradan” aktivistler arasında yer alıyor. Bu harikulade dürüst, cesur ve akıllı kadın ve erkeklerden daha yüzlercesinin adını sayabilirim, ama gerek yok elbette. İsrail’de ve dünyada İsrail’in gayri meşru, gayri hukuki, “neo-kolonyalist” politikalarını engellemek ve geriye çevirebilmek için yılmadan uğraş veren sivil toplum kuruluşlarının ve İsrail’de de güçlü bir mücadele veren asker ve subayların hayli etkileyici –ve fakat ne yazık ki kaba kuvvetin barış ve adalet güçlerine karşı galebe çalmasına yetecek kadar uzun olmayan– listesini de verebilirim; ama, sanırım, buna da gerek yok.
Belki bunlara “dünya ihtiyarlar heyeti”nin o mütevazı ama etkili listesini de ekleyebiliriz... İsrail’in barış aktivistleriyle dolu gemilere karşı giriştiği baskın ve cinayetleri “tümüyle bağışlanamaz” bir trajedi olarak niteleyen, “derhal soruşturulması”nı talep ederek şiddetle kınayan; ayrıca yarısından fazlası çocuk olan 1,5 milyonluk Gazze halkını feci ıstıraplara garkeden 3 yıllık İsrail ablukasını “dünyanın en büyük insan hakkı ihlallerinden biri” ve “uluslararası hukuka göre illegal” ilan eden “âkil” kadınlarla adamların listesini ekleyelim: Nelson Mandela, Desmond Tutu, Kofi Annan, Martti Ahtisaari, Jimmy Carter, Aung San Suu Kyi, Gro Brundtland; Fernando Henrique Cardoso, Mary Robinson, Graca Machel, Ela Bhatt, Lakhdar Brahimi...