PRAKSİSAnasayfaPRAKSİS TVGaleriAramaÜye ListesiSSSKayıt OlGiriş yap
En son konular
» MISIR'DA NELER OLDU?
Paz Şub. 27, 2011 10:41 pm tarafından olric

» 2010 YILININ EN İYİ 10 FİLMİ!!!
Perş. Ara. 30, 2010 10:42 am tarafından olric

» ALSANJACK - Çisem ERKAYA
Ptsi Ara. 27, 2010 2:18 pm tarafından olric

» Iraklıları insan olarak görmüyordum
Salı Ara. 21, 2010 11:31 am tarafından olric

» RANDEVU İSTANBUL FİLM FESTİVALİ..
Ptsi Ara. 20, 2010 11:03 am tarafından olric

» İnsan Hakları Belgesellerinde Rachel...
Çarş. Ara. 15, 2010 11:23 am tarafından olric

» ALAVARA
Ptsi Ara. 13, 2010 10:48 am tarafından yoldaş

» NEFRET SUÇLARINA KARŞI BULUŞUYORUZ...
Ptsi Ara. 13, 2010 10:30 am tarafından yoldaş

» rockmanifesto - küçük iskender
Çarş. Ara. 01, 2010 11:53 pm tarafından yoldaş

Similar topics
PRAKSİS HABER LİSTESİ
Click to join gencpraksisdergisi

Genç Praksis Dergisi haber listesine gitmek için tıklayın!

EMEK HABERLERİ

Paylaş | 
 

 Ezel Akay: Yeni filmimde sendikası olmayanlarla çalışmayacağım!

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
praksist_baris
Yönetici
avatar

Mesaj Sayısı : 282
Yaş : 26
Nerden : evren...
Puan : 242
Kayıt tarihi : 29/09/08

MesajKonu: Ezel Akay: Yeni filmimde sendikası olmayanlarla çalışmayacağım!   Çarş. Ara. 10, 2008 3:10 pm


Ezel Akay: Yeni filmimde sendikası olmayanlarla çalışmayacağım!






Röportaj: Beril Zaman / Cumhuriyet Gazetesi, 19 Temmuz 2008



İstanbul’u uyaracak, 17 Ağustos depremini anlatan bir filmin hazırlıklarını sürdüren yönetmen Ezel Akay sinema dünyasında da küçük bir deprem yaratacak sözler söyledi: Yeni filmimde sendikası olmayanlarla çalışmayacağım! Ezel Akay sektörde çok fazla cahil yönetmen olduğunu da sözlerine ekliyor.
Sendikasızlarla çalışmayacağım!

Deprem konulu bir sinema filminin hazırlıklarıyla uğraşan Ezel Akay dizilerin sürelerinin kısaltılması için çalıştığını anlatıyor. Televizyondaki esas sorunun sendikalı olmayan çalışanlar olduğunu söyleyen yönetmen “Çözüm basit aslında. Biz çalışmıyoruz artık desinler” diyor.





Reklam, sinema filmi çekimleri, yapımcılık, yönetmenlik, oyunculuk ve eğitmenlik alanlarının hepsinin içinde yer alan Ezel Akay şu sıralar bir yandan öğrencilerinin çektiği kısa filmleri izleyip notlarını hazırlarken bir yandan da reklam çekimlerine devam ediyor. Akay tüm bunların yanında, yakında çekimine başlanacak, kamusal bir kampanyaya öncülük edecek deprem konulu sinema filminin de hazırlıkları ile uğraşıyor. Ezel Akay ile bir yönetmenin gözünden sinema sektörünü, oyuncu-yönetmen ilişkisini ve yeni sinema filmi tasarısı üzerine konuştuk.
İLGİNÇ BİR ÖRGÜTLENME
Türk Sineması son dönemde büyük bir yükselişe geçti, iş olanakları da arttı. Fakat sektör çalışanlarını tedirgin eden sette hiyerarşik bir düzenin olması. Siz bu konu da ne düşünüyorsunuz?
Evet bir hiyerarşi oluşuyor ister istemez. Yönetmenin gerçek işi filmi çekebilmek için bütün ekiplerden talepte bulunmak; bütün ekibi yönetmek değil. Dolayısıyla hiyerarşi piramit gibi değil de, yamuk gibi. Setteki şef-çalışan ilişkisi ise, diktatörlükteki gibi değil. Çünkü çalıştırdığımız elemanlar alelade işçiler değil; hepsi kalifiye elemanlar. Film sektörü özel yetenek isteyen, başka işlere ve sektörlere göre iyi para kazandıran bir meslek alanı. Dolayısıyla şefler hem bilgi sahibi alt elemanla hem de müdanesi olmayan ekiple çalışmak zorundalar. Herkesten bir yaratıcılık, organizasyon yeteneği, kendi kararını alıp üretime faydalı olması bekleniyor. Akan bir banttaki aletleri temizleyen robotlar gibi olmamalılar. Buradaki hiyerarşi, ilginç bir demokratik örgütlenme aslında. Sette eşcinseller, kızıl saçlılar, siyahlar, Yahudiler, allahsızlar, başı bağlılar, 90 yaşında bir oyuncu, 3 yaşında bir bebek, Türk, Kürt, Çinli bir arada çalışabiliyor. Bütün bu insanlar aynı işe konsantre oluyor, aşık oluyor, nefret ediyor, kavga ediyor, birbirlerinin yüzüne tükürüyor, birbirlerini alkışlıyor ve sonunda birbirlerini sarılarak kutluyor. Bu kadar badirenin içinden bir sanat eseri ortaya çıkaran meslek dalı daha yok. Bu nedenle bunun adına basitçe bir hiyerarşi demek doğru olmaz. Sinemadaki, bence yeryüzündeki en ilginç ekip örgütlenmelerinden biri.
Sizi bir çekimde en zorlayan noktalar neler?
Benim için motor demeden önceki aşamalarda hikayenin kurulma anı, senaryoyu yazmaya çalışmak gibi noktalar da zorluklar var. Ben bir mana arıyorum. Bu filmi, bu sahneyi niye yapıyorum, bu müziği niye kullanıyorum gibi sorularla fazla vakit geçiriyorum. Bunun dışında güncel bir dert olan oyuncu takvimlerinden ben de muzdarip oluyorum. Sinema hala tek başına hayatını kazanma kapısı değil. Oyunculara ne kadar para verirseniz verin, oyuncular bütün enerjileriyle filme hazırlanıp tüm cesaretini ve enerjileri o filme veremiyorlar. Oyuncu üç ay rolü çalışacak, iki ay çekimi bekleyecek, sonra çekimler başlayacak toplam dokuz ya da yedi ay boyunca yönetmene ait olacak. Bunun bir bedeli var. Oyuncunun o dönemde hem kaçırdığı işlerin bedelini ödemek hem de geçimini sağlamak zorundasın. Türkiye’de böyle bir yatırımı yapmak her sinema filmi için mümkün değil. Özellikle popüler sinema -popüler sinemadan popülist sinemayı anlamayalım- yani kitlesel bir sinema filmi yapma arzusunda olunca organizasyon büyüyor ve zorlaşıyor. Ama sete çıktığımda benim için aslında zorlayıcı noktalar prensipte bitmiş, oyun başlamış oluyor.
CAHİL YÖNETMENLER
Oyuncu yönetmen ilişkisinden de biraz bahsedersek…
Oyuncunun yönetmenle ilişkisi ikisinin de karakterine ve içlerinde bulundukları kültüre bağlı. Oyuncu seyirci karşısında oynayabilen bir varlık. Seyirci olmadan oynayamıyor; oynadığını anlayamıyor. Oyuncu karşısında birisinin nefesini, gözünü, bakışını, duygularını hareket ettirdiğini hissederek devam edecek oynamaya. Sinema oyuncusunun bir tane seyircisi var o da yönetmen. Eğer bu ilişki unutulursa yönetmen tarafından, oyuncu oynayamıyor. Oyuncusunu setteki sandalyeden farklı görmeden yönetmenin filmlerinde oyunculuk kötü oluyor. Çok ilginç özel yetenekleri olan yönetmenler de var. Teo Angelopoulos mesela. Onun oyuncuyla ilişkisi ile Oliver Stone’un oyuncusuyla ilişkisi arasında önemli farklar, oyuncunun filmde yer alışında da artistik farklar var. Bu ilişkide önemli olan oyuncuyu doğru oynatabilmek. Oyuncu oyununu oynadıktan sonra dönüp birisinin gözünün içine bakacak, oradan bir onay bir ilham ışığı almazsa doğru oynayıp oynamadığını bilemeyerek tedirginlikle oynamaya devam edecek. Yönetmenin yeteneğine kendini bırakmak zorunda kalacak. Dolayısıyla buradaki güven ilişkisi iki taraf için de çok önemli. Oyuncuyu ‘yetenekli adam oynar diye’ izlemeyen çok fazla cahil yönetmen var.
Sendikasız, yıpranma payı yüksek bir meslekte çalışan set çalışanları konusunda ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Sine1’in (Film Yönetmenleri Derneği’nin) kurucu üyesiyim. İki yıldır sendika ile setçilerin gittiği her yere gidiyorum. Televizyon sektöründeki problem ise sendikasızlık değil, sendikalı olmayan çalışanlar. Sine-sen (Kamera arkası Çalışanları Meslek Sendikası) setlere gidip kayıt yapıyor. Çözüm basit aslında. Örgütleneceksin ve hakkını talep edeceksin. Bu hak talebiyle koşulların iyileştirilmesi, fazla mesai ve belirli saatlerde çalışma koşulları çalışanlar tarafından bastırılacak. Biz telif sahipleri dizi saatlerinin kısaltılması için bayadır çalışıyoruz. Yapımcılar da itiraz etmiyor artık. Gerçek işveren bu sektörde televizyon kanalları. Bir dizinin, filmin bütçesinin karşılanması için yayın süresi kadar kanalının reklam alması gerek. Ama bu kısmı bizi ilgilendirmiyor. Bu kadar televizyon kanalı olmasın o zaman. Sermayedarlar çeksinler ellerini az kanal olsun. Böylece gelen reklam ücretleri artar, film süreleri de kısalır. Yakınanların da artık harekete geçmesi gerek. ‘Devlet bize baksın’ mantığından sıyrılmalıyız. Zaten öyle bir devlet de yok artık. Olmasın da… Yakınanlar sendikaya gitsinler, bin kişi olunca da durup ‘biz çalışmıyoruz artık’ desinler. Ben çekeceğim yeni filmde; pratik nedenlerden ne kadarını yapabiliriz bilmiyorum; sendikası olmayan arkadaşlarla çalışmayacağım.



Çekimlerine başlayacağınız yeni sinema filminden biraz bahseder misiniz?
17 Ağustos Gölcük depremi üzerine, depremin onuncu yılında (2009’da) İstanbul’u ve deprem tehlikesi altında yaşayan insanları uyaracak bir sinema filmi olacak. Filmin senaryosu ortağım Sami Dündar’ın başından geçmiş gerçek bir olaydan yola çıkılarak yazıldı. Prodüksiyon kalitesi yüksek, büyük boyutlu ve aynı zamanda bilinçlendirme kampanyasını parçası olacak bir film projesi. Adını şimdilik ‘Depreme Hazır mısınız?’ diye andığımız, TRT’nin, Kızılay’ın, Kocaeli Belediyesi’nin, Başbakanlığın, Afet Sigortası gibi birçok kurumunun destek verdiği bir sinema filmi. Senaryo ve çekim planlamalarıyla ilgili çalışmalar da giderek yoğunlaştı. Senaryo İngilizceye çevrildi ve yurtdışına yollandı. Beklemeler oluyor ama bu yıl bu filmi çekeceğim.
Yurt dışından da destek mi alacaksınız bu film için?

Filmin dağıtımın sağlıklı yapılması için yurt dışında da ortaklıklara gidiyoruz. Bu projede kardeş ülke olarak Yunanistan’ı seçtik. Yunanistan’da ERT’nin ve bir Yunan yapımcının desteğiyle burada ve Yunanistan’da filmin yayınlanmasını, ardından da Avrupa’ya dağıtımını organize etmeye çalışıyoruz. Film depremin merkezi olan Gölcük Donanma Komutanlığı Devir Teslim Töreni’nden başlıyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Ezel Akay: Yeni filmimde sendikası olmayanlarla çalışmayacağım!
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» YENİ 9.SINIF FİZİK PROĞRAMI DEVREDE
» Magic PoP Card(yeni kumar sistemi)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
PRAKSİS GENÇLİĞİ :: PRAKSİS Kültür Sanat :: PRAKSİS Sinema-
Buraya geçin: