PRAKSİSAnasayfaPRAKSİS TVGaleriAramaÜye ListesiSSSKayıt OlGiriş yap
En son konular
» MISIR'DA NELER OLDU?
Paz Şub. 27, 2011 10:41 pm tarafından olric

» 2010 YILININ EN İYİ 10 FİLMİ!!!
Perş. Ara. 30, 2010 10:42 am tarafından olric

» ALSANJACK - Çisem ERKAYA
Ptsi Ara. 27, 2010 2:18 pm tarafından olric

» Iraklıları insan olarak görmüyordum
Salı Ara. 21, 2010 11:31 am tarafından olric

» RANDEVU İSTANBUL FİLM FESTİVALİ..
Ptsi Ara. 20, 2010 11:03 am tarafından olric

» İnsan Hakları Belgesellerinde Rachel...
Çarş. Ara. 15, 2010 11:23 am tarafından olric

» ALAVARA
Ptsi Ara. 13, 2010 10:48 am tarafından yoldaş

» NEFRET SUÇLARINA KARŞI BULUŞUYORUZ...
Ptsi Ara. 13, 2010 10:30 am tarafından yoldaş

» rockmanifesto - küçük iskender
Çarş. Ara. 01, 2010 11:53 pm tarafından yoldaş

PRAKSİS HABER LİSTESİ
Click to join gencpraksisdergisi

Genç Praksis Dergisi haber listesine gitmek için tıklayın!

EMEK HABERLERİ

Paylaş | 
 

 Avatar’ın Sözde “Solculuğu” Üzerine

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
yoldaş
Praksist - Yazar
avatar

Mesaj Sayısı : 122
Yaş : 33
Puan : 147
Kayıt tarihi : 16/11/08

MesajKonu: Avatar’ın Sözde “Solculuğu” Üzerine   Ptsi Ocak 11, 2010 12:04 pm

Avatar’ın Sözde “Solculuğu” Üzerine

Avatar'daki hikayenin anti-emperyalist olduğunu iddia eden bir söylem ekonomisinin medyada geliştirilmesi, bu anlatının ideolojik tasarımını solcu, ilerici, ABD/Efendi karşıtı, Bush karşıtı, kapitalizm ve emperyalizm karşıtı yapar mı?

Çiler DURSUN Ankara - BİA Haber Merkezi11 Ocak 2010, Pazartesi

Bazen Holywood'dan öyle filmler zuhur ediyor ki, en kafası çalışan eleştirmenlerin ve en sıkı analizcilerin bile yapımın ihtişamı karşısında kafası bulanıklaşıveriyor. Naiv bir büyülenmişlikle kendinden geçerek Pandora gezegenindeki Navi halkının yanında saf tutan ve kötü beyaz adama olan öfkesini bildik katarsis sağlayıcı anlatı numaralarına teslim olup sağaltan izleyici-eleştirmenlerin son günlerde Avatar filmi üzerine yazılarına bakınca durumu en hafif tabirle böyle ifade edebiliyoruz.

Biraz ışık...
Öyleyse zihinlere biraz ışık salmakta fayda var: Karşımızda bağımsız sinemanın bir ürünü değil, büyük yapımlarının Pentagon'un denetiminden geçirildiği klasik bir Hollywood anlatısı var her şeyden önce. Bu noktada Sungu Çapan'ın saptaması çok yerinde: Anlatı tipik bir 'beyaz adam, beyaz adamın kötülüklerinden yerlileri kurtarıyor' öyküsüdür. Beyaz adam - hani şu Batı'nın bağrından çıkma hem zeki hem çevik, hem güçlü hem zalim hem de dilerse bağışlayıcı olan kudret figürü- yerlilerin geleceğini, uygarlığını, dünyasını kurtarırken bir dişi yerlinin kalbini de fethediyor bu arada. Fetihlerin sonu yok tabii... Aşkından mıdır yoksa sömürgeci vicdanının yükünü artık daha fazla taşıyamadığından mıdır bilinmez, belki her ikisi birden, zihni birden aydınlanıyor ve fethederek bir 'parçası' oluverdiği yerlilerin beyaz adamla mücadelesinin de lider figürüne dönüşüyor. Ne büyük rastlantı ve seyirci için büyük kıyak tabii ki, bu savaşımları da kötü beyaz adamın topuna tüfeğine, yıkıcı teknolojisine rağmen, inancının gücüyle kazanıyor, kazanılmasına vesile oluyor. Hep birlikte kilisede değilse bile büyüleyici güzellikte bir bilge hayat ağacının etrafında el ele tutuşulup şarkı/ilahiler eşliğinde mücadele ve direniş ruhu güçlendiriliyor. Sonunda da kurtarıcı figür, Avatar'daki Jake Sully, kendi konumunu ve hatta kısıtlı bir yaşama mahkum eden bedenini bile terk ederek, Avatar bedeninde kalmayı seçiyor, kızı kapıyor, yerli topluluktan kabul görüyor vs..vs.. Happy end.

Efendi-köle
Bu hem sorunu yaratan ve güç uygulayan hem de sorunu çözen figür, tipik ve bildik Efendi figürüdür. Yerliler de ister istemez 'köle' statüsündedirler, kuşkusuz günün birinde 'bilinci yükselen' bir beyaz adam sayesinde özgürleşeceklerdir. Biz tabii Irak'ı yağmalayan ABD ve müttefiklerine kafa tutabilen bir Jack Sully çıktığını göremedik 2003 işgalinden bu yana, ama olsun hayali bile cihana değiyor herhalde ki bu kadar gürültü koparıyor bu fantezi. Arzu ediliyor gerçekten hani şöyle ABD'nin emperyalizmine okkalı bir tokat çakacak birileri de çıksın diyor gönül. Ama reel hayattayız işte filmden bir farkı olmalı elbette, çıkamıyor! Üstelik lütfen bir kez de beyaz adam olmasın bu figür ve diyelim ki Navi'lerin kendinden çıkan bir kahramanı hiç mi hak etmiyor dünyanın bütün ezilen seyircileri? Kala kala başlangıçta ırkdaşı olan insanlara hizmet etmesi karşılığında kısıtlı felçli bedenini düzeltmek isteyen bir askere kalmıştır sonradan Navi'leri, gezegeni ve geleceği kurtarmak. Barışçı bilim adamlarının takır takır öldürülerek devre dışı bırakıldığı filmde, belki de tek ilerici ve insani düşünce, Navi'lerin yemek için öldürmek zorunda kaldıkları hayvanların son nefeslerini verirken onların bedenine dokunarak "seni görüyorum, acını görüyorum" diyerek canlılar arasında doğada varolma hakkı bakımından bir hiyerarşinin olmadığını ve canlılar arasındaki değerce eşitliği ve birliği işaret etmesidir.

Avatar'daki hikayenin anti-emperyalist olduğunu iddia eden bir söylem ekonomisinin medyada geliştirilmesi, bu anlatının ideolojik tasarımını solcu, ilerici, ABD/Efendi karşıtı, Bush karşıtı, kapitalizm ve emperyalizm karşıtı yapar mı? Yapmaz herhalde. O nedenle kimse kimseyi dolduruşa getirmesin: gayet örtük, gayet demode, gayet dokunaklı bir emperyal(ist) hikayedir Avatar ve Efendi/köle ilişkisini incelmiş bir tarzda yeniden üretmektedir. Navi'ler kadar naifleşmeden de filmin teknolojisinden keyif alınabilir tabii, o ayrı konu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
praksist_baris
Yönetici
avatar

Mesaj Sayısı : 282
Yaş : 26
Nerden : evren...
Puan : 242
Kayıt tarihi : 29/09/08

MesajKonu: AVATAR'ın şifreleri - Sinan Arısoy   Ptsi Ocak 11, 2010 8:10 pm

AVATAR'ın şifreleri - Sinan Arısoy

Dünyada ve Türkiye'de bir Avatar çılgınlığı yaşanıyor. James Cameron
gişe rekorları kıran Titanic adlı yapıtından 12 yıl sonra bu projeyle
karşımıza çıktı. Avatar bence 2009 yılının en önemli sinema
fenomenlerinden biri olmaya aday.
Kanadalı James Cameron ilk defa ana akım seyirci kitlelerinin
karşısına Terminator adlı nihilist bilimkurguyla çıktı. Terminator'u
sırasıyla Yaratık 2 (Alien 2) ve Abyss takip etti. Artık yönetmen hem
Amerikan bilimkurgu sinemasına yeni bir soluk getirmiş hem de
filmlerinin büyük gişe başarısıyla Hollywood'daki yerini
sağlamlaştırmıştı. Terminator 2 ilk Terminator'un gölgesinde kalan
basit bir “patlamış mısır- kola” bilimkurgusu olurken, Abyss gene
yüzeysel Amerikan bilimkurgusuna örnek teşkil ediyordu. Gerçek Yalanlar
ise, Cameron'un filmografisine hiç yakışmayan basit bir komedi
denemesiydi. Ama yaratık serisinin en güzel filmlerinden biri olan
Yaratık 2 seksenli yılların en çekici bilimkurgularından biri olmuştu.
Yönetmen daha sonra dünyanın en çok hâsılat yapan aşk filmlerinden
Titanic'i çekti. Ama Cameron'a en çok yakışan filmler bilimkurgulardı.
Cameron'un bilimkurgu anlayışı çok uluslu şirketlerin sorumsuzluğuna
ve kar hırsına karşı direnen yarı nihilist yarı romantik kahramanları
anlatıyordu. Yönetmen Terminator'de teknolojinin karanlık yüzünü
insanlığa gösteriyor, Yaratık 2'de ise teknolojinin karanlık yüzünü çok
uluslu şirketlerin karanlık yanıyla eşleştiriyordu. Zaten insanlığın
hayatını karartan bir teknoloji varsa bunun sorumlusu Amerikan tekelci
kapitalizmi olmalıydı. İşte Avatar da, bu doğrultudaki çok başarılı bir
bilimkurgu örneği.
Her şeyden önce yönetmenin nihilist anarşizan bir “auteur” olduğu
anlaşılmasın. Cameron'un en büyük esprilerinden biri klasik gişe
sinemasının içerisine muhalif mesajları yerleştirme becerisiydi.
Cameron'un filmleri gişelerde yüz milyonlarca Dolar hâsılat elde edince
yönetmen göreceli bir bağımsızlığa kavuşabildi.
Avatar'ın en büyük özelliği şimdiye kadar yapılmış en iyi üç boyutlu
film olması. Sinema teknolojik olarak ne zaman yeni bir kulvara girse
her zaman muhafazakâr bir tepkiyle karşılaştı. 1930'larda sesli filmler
devreye girdiğinde birçok sinemasever en önemli sinemanın sessiz
filmlerle yapılabileceğini düşünüyordu. 1950'lerde filmler renklenince
birçok entelektüel siyah beyaz filmlerin tadı başka demeye başladı.
Şimdi de bazı yaşlı başlı sinema eleştirmenlerinin 3 boyutlu filmleri
bir tür bilgisayar oyunu olarak göreceklerine eminim. Ama sinemanın
geleceği 3. boyutta ve Avatar 3 boyutlu filmlerde bir kilometre taşı.
Avatar'ın o muhteşem teknik özelliklerini çok övecek değilim, çünkü
bunu diğer eleştirmenlerden de rahatlıkla okuyabilirsiniz. Ama özel
efektler tahmini 250 milyon Dolarlık bütçenin hakkını veriyor. Beni
esas ilgilendirense, Avatar'ın insani boyutu.
Avatar'ın künyesine biraz göz atınca James Cameron'un sadece filmin
yönetmeni değil, aynı zamanda senaristi de olduğunu görüyoruz. Ama ne
yazık ki o senaryo o kadar güçlü değil. Avatar'ın senaryosu yer yer bir
başka 3 boyutlu bilimkurgu animasyonu, Terra'yı Kurtarma'yı, biraz da
Kevin Costner'ın ünlü filmi Kurtlarla Dansı anımsatıyor. Filmin bir
başka handikapıysa Amerikan kuvvetlerinin imgelerinin James Cameron'un
zihninde son 20-25 yıldır neredeyse hiç değişmemiş olması. Uzay
gemileri, mechalar (insanlar tarafından yönetilen savaş robotları),
laboratuarlar, hatta makineli tüfekler aynen seksenli yılların
bilimkurgularından kalmış gibi. Ama Cameron Amerikan imgelerinde
yapamadığı yenilikleri Navi halkında ve Pandora gezegeninde yapmayı
başarmış ve bize kelimenin tam anlamıyla yepyeni bir dünya sunmuş.
Pandora gezegeni ve Navi halkı bana en çok Yeni Dünyayı ve
Kızılderililieri anımsattı. İşgalci Anglo-Saksonlar ve onlara karşı
direnen yerliler... Bu tür filmlerde Amerikalı seyircinin de gönlünü
almak için Kızılderilililere yardım eden, hatta onların liderliğini
üstlenen iyi niyetli beyaz erkek genelde başrolü oynar. 2154 yılında
geçen bu bilimkurgu Amerika'nın 1609-1783 yılları arasındaki kolonyal
dönemini fazlasıyla andırıyor. Ve Cameron'un sömürgecilik karşıtı ve
çevreci mesajlarına ancak şapka çıkartılır.
Avatar'ı Avatar yapan en önemli unsurlardan biri oyuncuları... Çünkü
teknoloji harikası bilimkurgu filmlerinde genellikle her şey vardır,
ama duygular eksik kalır. Savaşçı prenses Neyriti (Zoe Saldana) ve
Terminator 4'le iyi bir çıkış yapan Sam Worthington'un başarılı
oyunculukları bize Avatar'ın sadece bir teknoloji harikası olmadığını
gösteriyor. Bilimkurgu filmlerinin gediklisi Sigourney Weaver ve sert
ve sağlam kadın rolünü oynayan Michelle Rodriguez de bence çok doğru
seçimler. Avatar'da Cameron aslında hala sömürgeci bir zihniyete sahip
olan ABD'yi eleştiriyor. Ama ne yazık ki bu eleştiri gereken
entelektüel derinlikten yoksun.
Cameron'un Avatar'ı endüstriyel sanatın doruk noktasına yakın. Ama
yeni teknolojilerle çekilmiş bilimkurgular eski teknolojilerle çekilmiş
bilimkurguları zamanla ezer ve Avatar'ın 10 yıla kalmadan demode olması
kaçınılmaz. Gene de odatv okurlarına tavsiyem, bu sömürgecilik karşıtı,
çevreci ve üç boyutlu görsel şöleni kaçırmamalarıdır.
Sinan Arısoy
Odatv.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
yoldaş
Praksist - Yazar
avatar

Mesaj Sayısı : 122
Yaş : 33
Puan : 147
Kayıt tarihi : 16/11/08

MesajKonu: Geri: Avatar’ın Sözde “Solculuğu” Üzerine   Paz Ocak 17, 2010 5:14 pm

İki farklı görüş üzerinden tartışılıyor film, bakalım sonu nereye varacak...??
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Avatar’ın Sözde “Solculuğu” Üzerine   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Avatar’ın Sözde “Solculuğu” Üzerine
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
PRAKSİS GENÇLİĞİ :: PRAKSİS Kültür Sanat :: PRAKSİS Sinema-
Buraya geçin: