PRAKSİSAnasayfaPRAKSİS TVGaleriAramaÜye ListesiSSSKayıt OlGiriş yap
En son konular
» MISIR'DA NELER OLDU?
Paz Şub. 27, 2011 10:41 pm tarafından olric

» 2010 YILININ EN İYİ 10 FİLMİ!!!
Perş. Ara. 30, 2010 10:42 am tarafından olric

» ALSANJACK - Çisem ERKAYA
Ptsi Ara. 27, 2010 2:18 pm tarafından olric

» Iraklıları insan olarak görmüyordum
Salı Ara. 21, 2010 11:31 am tarafından olric

» RANDEVU İSTANBUL FİLM FESTİVALİ..
Ptsi Ara. 20, 2010 11:03 am tarafından olric

» İnsan Hakları Belgesellerinde Rachel...
Çarş. Ara. 15, 2010 11:23 am tarafından olric

» ALAVARA
Ptsi Ara. 13, 2010 10:48 am tarafından yoldaş

» NEFRET SUÇLARINA KARŞI BULUŞUYORUZ...
Ptsi Ara. 13, 2010 10:30 am tarafından yoldaş

» rockmanifesto - küçük iskender
Çarş. Ara. 01, 2010 11:53 pm tarafından yoldaş

Similar topics
    PRAKSİS HABER LİSTESİ
    Click to join gencpraksisdergisi

    Genç Praksis Dergisi haber listesine gitmek için tıklayın!

    EMEK HABERLERİ

    Paylaş | 
     

     Bu kan gölünden barış çıkmaz‏

    Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
    YazarMesaj
    gecekuşu
    Praksist - Yazar
    avatar

    Mesaj Sayısı : 134
    Yaş : 27
    Puan : 152
    Kayıt tarihi : 08/10/08

    MesajKonu: Bu kan gölünden barış çıkmaz‏   Cuma Ocak 02, 2009 4:06 pm

    M. Çubukçu: Bu kan gölünden barış çıkmaz



    Filistin'de silahlar topraktan çıktı. Yeni bir savaş başlıyor. Aslında İsrail-Filistin sorununda silahlar hiç gömülmemişti ama öyle zamanlar vardır ki sonrasında olacaklar kontrol altına alınamaz. İsrail de Gazze saldırısı ile böyle bir süreci başlattı.



    Mete Çubukçu
    NTV-MSNBC


    İSTANBUL - 1967'deki 6 Gün Savaşlarının ardından bir defada bu kadar çok kişinin öldürüldüğünü hatırlayan yok. İsrail Gazze ve Batı Şeria'ya 2. intifada boyunca da saldırmış, polis merkezleri bombalanmış ama bu kadar can kaybı yaşanmamıştı; o dönemde hedefte Hamas yerine El Fetih olmuştu. Cumartesi günkü saldırı resmi olarak "Hamas'ın karargahları"na yönelik olarak açıklansa da, saldırının özellikle gündüz saatlerinde gerçekleştirilmesi, polis sivil ayrımı yapılmaması ve özellikle insanların toplu bulunduğu alanların seçilmesi, hedefin Hamas kadar Gazze halkı olduğunu gösteriyor. Çünkü İsrail, Gazzelilerin ambargo ile yola gelmeyip Hamas'a karşı bayrak açmadığını düşünüyor ve dünyanın sessizliğinden de yararlanarak sonuna kadar gitmeye kararlı.

    Savunma Bakanı Ehud Barak'ın "Şimdi savaş zamanı" sözleri de bunu destekliyor. İsrail'in mesajı açık: Hamas'a desteğin bedeli budur. Oysa İsrail onca yıllık tecrübesine rağmen bu tür saldırıların Hamas'a olan desteği arttıracağının farkında değil. Demek ki daha önce şahit olduğumuz sarmal yeniden başlıyor. Yeniden intihar saldırıları, yeniden sivil ölümleri gündeme gelecek.

    SANAL BARIŞ SÜRECİ!
    Bölgede yılan hikayesine dönen, inandırıcılığını tamamen yitiren barış süreci, artık uzun bir süre gündemden düşecek gibi görünüyor. Annapolis'te atılan yeni adımın göstermelik olduğu konusunda Bush, Olmert ve Abbas dışında herkes hem fikir. İsrail'in Annapolis'de imzalanan maddelerin hiçbirini uygulamaması yeni bir şey değildi. Filistin Yönetiminin tek başına temsil ve yönetim inisiyatifine sahip olmaması, uluslararası toplumun da konuyla uzaktan yakından ilgilenmemesi nedeniyle girişim baştan doğmuştu. Çünkü (beğenelim, beğenmeyelim) Hamas'ın olmadığı bir çözümün bundan böyle hayata geçirilemeyeceği biliniyor.

    Dünya ve bölge konjonktüründeki İslami yükseliş Filistin'de de kendisini Hamas'la ifade ediyor. Ancak, hem İsrail hem de Filistin Yönetimi bunu kabul etmemekte ısrarlı. Bu ısrar durumu gittikçe çözümsüzlüğe sürüklüyor. Gazze'ye kapatılan Hamas'ın bu açık hava hapishanesini giderek İslami kurallarla yönetmeye doğru götürdüğü biliniyor. Filistin'de bile ideolojik olarak birçok kişi Hamas'a karşı çıkıyor. Ancak tüm bunlar yapılan bu saldırıyı açıklamaya, İsrail'in bu saldırısına gerekçe olmaya yetmiyor. Çünkü saldırı Hamas'a değil sivil- militan ayrımı yapmaksızın Filistinlilere yönelik. (Hamas da saldırıya hazırlıksız yakalanarak İsrail ordusunun taktiksel tuzağına düştü. Saldırı öncesi bir günlüğüne ambargo kaldırıldı, Gazze'ye gıda girişi için izin verildi. Hamas, İsrail'in süreci yumuşattığını düşündü, önlem almadı. Yahudilerin için ibadet günü olan Şabat'ta İsrail'in saldırmayacağını düşündü.)

    BUSH'DAN OBAMA'YA YENİ YIL HEDİYESİ
    ABD'nin sonsuz desteği, Ortadoğu Dörtlüsünün "iktidarsızlığı", Arap rejimlerinin aslında Filistin diye bir meselelerinin olmaması, İsrail'i böylesine cüretkar davranabilmesinin önünü açtı denebilir. Bu duyarsızlık tabii ki özellikle Müslüman ve Arap dünyasındaki düşmanlığı doğal olarak körüklüyor. Kuruluşundan bu yana BM'nin hiçbir kararını uygulamama gibi bir "ayrıcalığı" olan bir başka ülke hatırlıyor musunuz?

    Saldırıdan sonra ABD, İsrail'e saldırıyı durdurmasından değil aksine sivillerin zarar görmemesi halinde devamından yana tavır koydu. Farklı bir tavır şaşırtıcı olurdu. Bush giderek ayak Obama'ya çözümü zor bir konuyu daha da çözümsüzleştirerek bıraktı. Cumartesi günü ekranlara yansıyanlar, insanlık vicdanını ve adalet duygusunu bir kez daha sarsarken, İsrail'in uyguladığı politikalarla düşman yaratmakta ne kadar başarılı olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Ama zaten İsrail resmi politikası kendini düşmanıyla var etmek, düşmanla tanımlamak, toplumu bu paranoya ile ayakta tutmak değil mi?

    KANLI GÜÇ GÖSTERİSİ
    2006'nın başında Ortadoğu'nun en demokratik ve şeffaf seçimi ile sandıktan çıkarak iktidara gelen Hamas'a bu yolu ABD ve İsrail açmıştı. O dönemde Hamas'ın seçimden zaferle çıkacağı bilinmesine rağmen seçim desteklenmişti. Ardından Hamas dolayısıyla Gazze halkının izolasyon ve insanlık dışı bir sürece mahkumiyeti başlatıldı, örgüt şer eksenine dahil edildi. Bu sürece Mahmud Abbas liderliğindeki Filistin Yönetimi de destek verdi. Gerekçeyse Hamas'ın İsrail'i ve İsrail'le yapılan anlaşmayı tanımamasıydı. Hamas'a bu konuda ne vakit tanındı ne de iktidarda olmanın getirebileceği uzlaşma eğilimine imkanı verildi.

    Oysa Hamas bir süre sonra "Akdeniz'den Şeria Nehri'ne Filistin" şiarından vazgeçip 1967 sınırlarını kabul edebileceğini işaretini verdi. Arkası da gelebilirdi. Olmadı. Üzerine gelen ambargo, 2006 yılında Hizbullah'ın İsrail karşısındaki kısmi başarısı, Hamas'ı da 'direnerek, füzeler kullanarak' var olabileceği düşüncesine taşıdı. Askeri kanat siyasi kanadı galebe çaldı. Kendini düşmanı ile tanımlayan, anlamlandıran, sürekli tehdit algısı içinde yaşayan ve bu algıyı halka empoze eden İsrail devletinin geleneksel politikası, yeni düşman olarak Hamas'ı seçti. Hamas'ın kendi yapımı olan Kassam füzeleri Gazze'nin yakın çevresine de zarar vermeye başladı. (Bu füzeler bazı kaynakların yazdığı gibi Katyuşa füzeleri değil tabii ki. Katyuşaların düştüğü yerde nasıl zarar verdiği bilinir. Ayrıca Katyuşa iddiasının altında, bu silahların Suriye ve İran'dan geldiği iması vardır ki; bu çok mümkün görünmüyor.) Üstelik İsrail, Hamas'ın silah yapım atölyelerini eliyle koymuş gibi bulur ve nokta hedefleri imha eder. Cumartesi günü yapılan saldırı ise çok sayıda insanı öldürmeyi amaçlamış, kanlı bir güç gösterisi niteliğindeydi.

    KİM DAHA ŞAHİN?
    Bu korkunç bilançonun altında İsrail'de önümüzdeki yıl yapılacak seçimler öncesindeki "şahinleşme" yarışı yatıyor. Seçimlere girecek olan Kadima'dan Dışişleri Bakanı Livni ve İşçi Partisi'nden Savunma Bakanı Barak, Likud lideri Netanyahu'nun öne geçmesine Gazze ile karşılık verdi. İç siyasette ibre, Hamas'a karşı daha sert davranılması gerektiğini, Suriye ile başlayan barış görüşmelerinin gereksizliğini, dolayısıyla Golan'ın verilmeyeceğini savunan Netanyahu'ya dönmüştü. Bunun farkına varan Livni ve Barak, Hamas kartını çekti. İsrail politikası seçmenine yine güvenlik paranoyası üzerinden yöneldi. Herkes birbirinden daha şahin olduğunu göstermek için demeç yarışı yapıyor.

    Ancak son kertede İsrailli politikacıların birçok konuda farklı düşünse bile İsrail devletinin bekası adına ortak paydada birleştiklerini unutmamak gerekir. İsrail şimdi kara harekâtına hazırlanıyor. Gazze'yi kuşatma altında tutarak, ambargo nedeniyle açlık ve hastalıkla mücadele halkın tamamen tükenmesini, Hamas'a cephe almasını hedefliyorlar. Gazze sınırını delerek içeri girmeleri mümkün ancak derinliklere inmenin ne kadar riskli olduğunu biliyorlar. Gazze'nin derinlikleri, Hamas için biçilmiş kaftan ve İsrail burada ciddi kayıplar verebilir. Ayrıca bu, 2 yıl önce kaçırılan er Şilad Galid'in hayatı da riske edecektir.

    FİLİSTİN YÖNETİMİ'NİN SONU
    1990'larda Singapur'a benzeyeceği iddia edilirken şimdi Tora Bora'ya dönen Gazze bombalanırken Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas Filistin'e dönerek bir lider olarak halkının yanında olmak, Hamas'a karşı olsa bile sonuna kadar bu saldırıya direnmek yerine Suudi Arabistan'da açıklama yaptı. Yaptığı açıklamada " Hamas'ı ateşkesi devam ettirmemekle" eleştirdi, üstü kapalı da olsa İsrail'e destek verdi. (İşte bu yüzden Yaser Arafat, eleştirilecek birçok yönü olmasına rağmen bir liderdi. Çünkü Arafat için Filistin mücadelesi iç sorunlardan önde gelir, Filistin'e yönelik herhangi bir saldırı karşısında tavrını koyardı. Hayattayken O'nu "terörist" ilan eden İsrail şimdi Arafat'ı çok arıyor olsa gerek).
    Bugün Filistin'de ikili bir otorite söz konusu. Bir zamanlar El Fetih'in güçlenmesini engellemek için Hamas'ın yükselmesine göz yuman İsrail Filistin'i ikiye bölüp zayıflatmakla kalmadı, düşman kardeşler yaratmayı da başararak elini güçlendirdi.

    Hamas liderlerinden Halid Meşal'in 3. intifada çağrısı ise El Fetih'in denetimindeki Batı Şeria halkının ve diğer örgütlerin tavrına bağlı. 3. intifadaya Abbas'ın yol vermesini kimse beklemiyor. Ancak, kısa süre Abbas'a yönelik bir intifada beklenebilir. Çünkü El Fetih'in Mervan Barguti, Faruk Kaddumi gibi liderleri, yakında bayrak açıp Abbas'ın liderliğini tartışma konusu yapmaya hazırlanıyor. Yani Filistin yönetimi bu haliyle ne kendi toplumunu yönetmeyi ne de herhangi bir barış sürecini devam ettirebilir. Özellikle bu saldırısı sonrası olmayan bir süreci yeniden canlandırmak hiç inandırıcı değil.

    Sonuç olarak İsrail tarafının, Hamas'ın tüm hatalarına rağmen orantısız güç kullanması onlarca kişiyi öldürmesi kabul edilebilecek bir durum değil. Hele Filistin'de barışa olan inancın kalmadığını, bu tür saldırıların yeni bir nefret dalgası yarattığını düşünecek olursak iyimser olmak için hiçbir gerekçe yok. İsrail, bu tür saldırılarla kendini var etmeye çalışırken aslında kendi geleceğini tehlikeye attığının farkında değil. Filistinliler öldürmekle bitmiyor, öldürmekle barış sağlanmıyor.
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
     
    Bu kan gölünden barış çıkmaz‏
    Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
    1 sayfadaki 1 sayfası
     Similar topics
    -
    » Başvuru Bilgileri

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
    PRAKSİS GENÇLİĞİ :: PRAKSİS Haber Servisi :: PRAKSİS Dış Haberler-
    Buraya geçin: